31 Temmuz 2017 Pazartesi

Yaşam Görüşü


Felâket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak önlemleri düşünmek gerekir. Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.

Yaşamın seyri

Yaşam pek kısa! Çocukluk ve okul bir kısmını alıyor; geriye kalanını ise, uyku yarıya indiriyor. Uykusuzluğu giderecek ve vücuda verdiği istirahat gıdasını sağlayacak komprimeler bulunsa… Bir gün o da olacaktır. Nitekim tıp, kimya, uyutmak için pek güzel ilâçlar yapmışlardır.
(Cevat Abbas Gürer, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s. 59)

Bizim dünyamız -bilirsiniz- topraktan, sudan ve havadan oluşmuştur. Yaşamın da esas unsurları, bunlar değil midir? Bu unsurlardan birinin eksikliği, yalnız eksikliği değil, sadece bozukluğu, yaşamı imkânsız kılar.
1935 (Atatürk’ün S.D.II, s.278)

Yaşam bir ilerleme, bir dinamizm kaynağıdır. İnsan, ona kendini uydurmak zorundadır. 
(Afetinan, M.K.Atatürk’ten Y., s.8)

Bir hatıra defterine, defterdeki diğer kimselerin yazılarını okuduktan sonra defter sahibine hitaben yazdıkları:

Hatırat defterini başkalarının yazıları ile doldurmaya heves etmektense, yaşam defterini kendi çalışma ve erdem eserlerinle doldurmaya bak!
1923 (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi,Sayı: 1, 1984, s. 286-287)

Ölüm

Ölüm, yaradılışın en doğal bir yasasıdır.
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 74 – 75)

Ölüm, insanın değişmez kaderidir; marifet unutulmamaktır.
(Atatürk’ten B.H., s. 13)

İnsan ve doğa
Doğa insanları türetti; onları kendine taptırdı da. Ancak,insanların dünyada yaşayabilmeleri için, onların doğa-ya egemenliğini de şart kıldı. Doğaya egemen olmasını bilemeyen yaratıklar, varlıklarını koruyamamışlardır. Doğa onları, kendi unsurları içinde ezmekten, boğmaktan, yok etmekten ve ettirmekten çekinmemiştir.
1935 (Atatürk’ün S.D.I1, s. 279)

İnsan, bütün tarih boyunca doğanın bazen tutsağı, bazen de egemeni olmuş ve bu hal insan toplumlarının uygarlıkta ilerlemeleri oranında gelişmiştir.
(Afetinan, M.K.Atatürk’ten Y., s.9)

İnsanlar sularda kaynaşıp çırpınan bir varlıktan bugünkü şekline geldi. İnsanın bugünkü yüksek zekâ, idrak ve kudreti, milyonlarca ve milyonlarca kuşaktan geçerek hazırlandı. Artık insan bugün, doğanın sonsuz büyüklüğüne ve doğa içinde kendi türünün yazgısına, gittikçe büyüyen bir irade ve bilinç ile bakıyor.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 267)

İnsanların kıt’alara dağılması
İnsanlar, büyük doğa olayları önünde göçler, akın yolları ile bu yeryüzü dediğimiz yıldızın her kıt’asına dağılmışlardır. Bu kıt’alardan kimine eski, kimine yeni denmiş. Bu deniş, hem bilgiden, hem bilgisizliktendir. Amerika, Kristof Kolomb keşfetti diye yeni dünya sayılmıştır. Fakat jeoloji olayları, Asya’dan, Alaska yolu ile veya daha başka yollarla, karanlık zamanlarda,ismi bilinmeyen kıt’aya geçişler olduğu, Maya uygarlığını ve İnkaları öğrendikçe, stepler ve Alaska geçitleri düşünüldükçe, Eskimo yüzleri ile ve tipleri ile kızılderili Hint insanları yüzleri ve tipleri incelenip araştırıldıkça, bu eski ve yeni dünya kavranılan, şüphesiz yavaş yavaş değişir! Kristof Kolomb’un keşfi, hiç şüphesiz ki çok büyük ve önemli olaydır. Fakat daha dünkü iş sayılır. Ondan çok ve çok daha önceleri vardır! Ne ise, biz oralara kadar dalmayalım, bırakalım bilginler araştırsınlar, incelesinler, gerçeği meydana çıkarsınlar.
(Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk T. ve D.K.H., s. 53 – 54)

Yaşam ve mücadele
Yaşam demek mücadele, boğuşma demektir. Yaşamda başarı, kesinlikle mücadelede başarıyla mümkündür. Buda, manevî ve maddî bakımdan kuvvete, kudrete dayanır bir niteliktir.
1920 (Nutuk 11, s. 434)

Dünya, insanlar için bir sınav meydanıdır. Sınav veren insanın her soruya pek uygun cevaplar vermesi mümkün olmayabilir. Fakat düşünmelidir ki, karar cevapların hepsinden doğan sonuca göre verilir.
1914 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 45)

Yolunda yalnız olmayacaksın; orada, aynı hedefi izleyen başkaları ile beraber yürüyeceksin. Bu yaşam yarışında, diğerleri, yetenekleri bakımından sizi geçebilirler. Bir başarı, elinizden kaçabilir. Bundan dolayı, onlara kızmayınız ve elinizden geleni yapmışsanız, kendi kendinize de kızmayınız. Asıl önemli olan başarı değil, çabadır. İnsanın elinde olan ve onu memnun eden ancak çabadır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk’ün El Yazıları, s. 78; 542)

Kuşakların fikrî gelişimi
Yüksek düzeyde olan, kendi düzeyinden bilgi ve anlayışça aşağı olanı beğenmez. Fakat bu hal, aslında takdir ve özendirmeye lâyık görülmek gerekmez mi? Her yeni yetişen, kendinden eskisini beğenmeyecek kadar yükselirse, o zaman, ancak o zaman gelecek kuşaklar, birbirinden derece derece yüksek düzeyde bir yüksek kuşak oluşturabilir ki, insanın ilerlemesinin amacı da budur.
1918 (M .Kemal Atatürk’ün Karlsbad Hatıraları, Afetinan, s. 51)

Dünya nimetleri ve insan zekâsı
Allah dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri insanlar yararlansın, varlık içinde yaşasın diye yaratmıştır ve en son derecede yararlanabilmek içinde, bütün yaratıklardan esirgediği zekâyı, aklı insanlara vermiştir.
1923 (Atatürk’ün S.D.1I, s. 108)

Zekâ ve akıl hakkında
Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi düşünemiyorum.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 182)

Her şeyin kaynağı insan zekâsıdır.
(Falih Rıfkı Atay, 19 Mayıs, s. 41)

İnsanın vücudu bir kürsüdür; zekâ cevherinin koruyucu kabı olan başı, üzerinde taşımak için kurulmuş bir kürsü!…Çünkü esas zekâdır…
(Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk’ü Özleyiş, s. 116)

İnsanların yaşamına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma ve icat yeteneğidir.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 270)

Akıl ve mantığın çözemeyeceği sorun yoktur.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 270)

İstek ve olanak
Dünyada insanların aklına gelen her uygun şeyin olmasına maddî olanak olsa idi, gerçekten bütün dünyanın genel manzarası başka türlü olurdu. Fakat, insanlar için her şeyi yapmakta maddî olanak bulunamaz.
1920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 82 -83)

Çeşitli görüşler
Ehven-i şer, serlerin en büyüğüdür*.
(Rükneddin Fethi Olcaytuğ, Atatürk Hakkında Düşünce ve Tahliller, s. 48)

Yaşamda daima ve çok ölçülü olmak gerekir.
(Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s.10)

Manevî kuvvetler, özellikle bilim ve iman ile yüksek bir şekilde gelişir.
1922 (Atatürk’ün S.D.J, s. 223)

Neşeli olmayan insanlardan iki türlü şüphe edilir: Ya hastadır veya o insanın başkalarına bildirmek istemediği bir kuruntusu, bir derdi vardır.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 300)

Bilirsiniz ki, duygululuk denilen şey aklın, mantığın, düşünmenin çok üstünde bir kudrete, bir kuvvete sahiptir.
1925 (Atatürk’ün S.D.ll, s.227)

İnsanlar dünyaya alınlarında yazılı olduğu kadar yaşamak için gelmişlerdir.
1923 (Atatürk’ün S.D.1I, s.85)

Samimiyet ifade edilemez. O, gözlerden ve alınlardan anlaşılabilir.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’ün Ş.D.İ. ve KS., s. 67)

Atatürk tarafından yazdırılmıştır:

Yaşayan her şey bazı izler bırakır. Biz, onlardan bir anlam çıkarabilecek kadar zeki isek, bu izlerin bizim için bir anlamı olur.
1937 (Afetinan, Atatürk’ün B.NM.S. 37)

Gözyaşları güçsüzlük belirtisidir.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s.20)

İnsanları heyecanlandırmak değil, teskin etmek gerekir.
1920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 89)

Her manzara, insanın kendi ruhunun ve duygularının dürtüsüyle belirir.
1920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 81)

Felâket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak önlemleri düşünmek gerekir. Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.
1920 (Nutuk II, s. 463)

İnsanlar gariptir; bazen en akıllılarının bile, gerçeklerin açıklığı karşısında görüşleri temelsiz ve çürük olur.
1924 (Atatürk’le Konuşmalar, Mustafa Baydar. s. 94)

Geçmiş zaman ve geçmiş zamanın anıları, ölümsüz bir yaşama sahiptir.
1915 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 53)

Tarihsel olayların gidişi sırasında, bazen fizyolojik aksamalar önemli rol oynarlar. Doğa ya engel olur veya yardım eder.
1933 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 165)

Şu sevi



Öyle yaman
       Öyle ince
       Öyle sevecen 
       Öyle umutsuz
       Şu sevi
       Gün gibi güzel
       Zaman gibi kötü
       Zamansız gelirse
       Şu sevi öyle gerçek
       Şu sevi öyle güzel
       Öyle mutlu
       Öyle sevinçli
       Ve öyle alaycı
       Karanlıkta ödü kopan çocuk gibi
       Öyle sevinçli
       Geceleyin dingin bir adam
       Dört yana korku salan şu sevi
       Olur olmaz söyleten
       İçin için kemiren
       Pusu kuran şu sevi
       Gözledikçe
       Sıkışan yaralanan tepinen yadsınan
                unutulan yetinen
       Sıkıştırmamız yaralamamız yadsımamız
                unutmamız yüzünden
       Sevide var ne varsa
       Öyle canlı
       Günlük güneşlik
       Seninki 
       Benimki
       Tanrının günü
       Yepyeni
       Değişmez
       Bitkiden daha gerçek
       Kuştan daha titremekli
       Yazdan daha canlı daha sıcak
       İkisi de elimizde
       Gidip gelme
       Unutabilir
       Sonra uyuyabiliriz Uyanabilir acı çekebilir yaşlanabiliriz
       Gözümüzü kapayabiliriz
       Ölümü düşünebiliriz
       Gençleşebiliriz
       Sevimiz
       İnatçı eşek örneği 


Muamelat ve Ukubat


Öğretmen Cemil Kılıç: Din dersindeki müfredat ile şeriat eğitimine geçiliyor

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders müfredatında artık “Muamelat ve Ukubat” adlı bir ünite de yer alacak. Bunun şeriat eğitimi anlamına geldiğini vurgulayan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni İlahiyatçı Yazar Mustafa Cemil Kılıç sosyal medyada yazdığı bir yazı ile müfredata tepki gösterdi.

“Muamelat ve Ukubat, İslam Fıkhında/hukukunda çok önemli bir yer tutuyor. Muamele sözcüğünün çoğulu olan Muamelat; kişisel, toplumsal ve yönetsel fiillerin İslam devletindeki /Şeriat düzenindeki hukuki mahiyetini ifade eder. Ukubat ise şeriata göre suç kabul edilen eylemlere / fiilere verilecek cezaları ifade eder. Daha açık bir ifadeyle Muamelat; ibadetin dışında kalan hukuki tasarruflar, akitler, suç, ceza ve benzeri hükümlerdir. Bunlar; ferdin fertle, ferdin toplumla veya toplumların birbiriyle olan ilişkilerini düzenleyen kurallardır. Muamele hükümlerini Aile, Medeni, Ceza ve Kaza hükümleri olarak ayırmak mümkündür.”

MÜFREDAT ‘ÜMMET TOPLUMU’ PROJESİ OLARAK HAZIRLANMIŞ

Kılıç, “Milli Eğitim Bakanlığımız, artık Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde çıtayı son derece yükseltmiş durumda. Uzun yıllardır özellikle Alevilerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine yönelik tek mezhepçilik ve dayatmacılık konusundaki şikayetleri ve bu husustaki AİHM kararları hiç dikkate alınmadığı gibi şeriat eğitimine de geçilmiş bulunmaktadır. Artık okullarımızda öğrencilere şeriat eğitimi verilecektir.
Müfredat yenileme çalışmaları kapsamında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri dışındaki seçimli dini derslerin yeni müfredatına egemen olan terminolojinin de zaten ümmet toplumu projesi doğrultusunda hazırlandığı görülüyor” ifadelerini kullandı.

“DİN DERSİ MÜFREDATI LAİK HUKUKA DARBE VURMAYA HAZIRLANIYOR”

Buna göre öğretilecek kavramlar olarak; fıkıh ( İslam Hukuku / Şeriat ), riba (faiz), edille-i şeriyye (Şerî deliller), cihad, fetih, talak (şeriata göre boşama) vb. sözcüklerin olacağını söyleyen Kılıç, “Hasıl-ı kelam artık öğrencilerimiz bu derslerde, şeriata göre el kol kesme cezası, kısas cezası, diyet, recm ve sopa vurma cezasını, evlilikte eş sayısını, şeriata göre eş boşamayı (talak) öğrenmeye başlayacaklar. Evet; yeni Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders müfredatı laik hukuka ağır bir darbe vurmaya hazırlanıyor” dedi.

“LAİKLİĞİ EĞİTİM YOLUYLA BİTİRİYORLAR”

Bunun anayasal bir suç olduğunu ifade eden Kılıç sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cari anayasayı çiğnemektir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin en azından literal / yazılı manadaki amaçlarına taban tabana zıttır. Zira bu dersler ilgili kanun ve yönetmeliklerde Türk Milli Eğitiminin amaçları bağlamında laikliği güçlendirici mahiyette olmak zorundadır. Ama artık bırakın güçlendirmeyi açıkça laik hukuka darbe vurmayı hedeflemeye hazırlanıyor. Gerçekten bu büyük bir sorundur. Laikliğin fiilen ve hukuken bitirilmesinin zemini eğitim yoluyla inşa ediliyor.”

Kılıç, bu sürecin başarıya ulaşmasının laik toplum kesimlerinin bir süre sonra yani gayrimüslim statüsüne alınması anlamına geldiğini vurguladı. 


Religion