4 Şubat 2017 Cumartesi

Milletler gam ve keder bilmemelidir. Şeflerin vazifesi, hayatı neşe ve şevkle karşılamak hususunda milletlerine yol göstermektir.



Vaktiyle kitaplar karıştırdım. Hayat hakkında filozofların dediklerini anlamak istedim. Bir kısmı herşeyi kara görüyordu. ''Mademki hiçiz ve sıfıra varacağız dünyadaki muvakkat (geçici) ömür esnasında neşe ve saadete yer bulunmaz'' diyorlardı.

Başka kitaplar okudum, bunları daha akıllı adamlar yazmışlardı. Diyorlardı ki: ''Mademki sonu nasıl olsa sıfırdır,bari yaşadığımız müddetçe şen ve şâtr olalım.''

Ben kendi karakterim itibarıyla ikinci hayat telâkkisini (Anlayış, görüş ) tercih ediyordum, fakat şu kayıtlar içinde:

Bütün insanlığın varlığını kendi şahıslarında gören adamlar bedbahttırlar. Besbelli ki o adam fert sıfatıyla mahvolacaktır. Herhangi bir şahsın, yaşadıkça memnun ve mes'ut olması için lazım gelen şey, kendisi için değil, kendisinden sonra gelecekler için çalışmaktır. Makûl bir adam, ancak bu suretle hareket edebilir. Hayatta tam zevk ve saadet, ancak gelecek nesillerin şerefi, varlığı, saadeti için çalışmakta bulunabilir.

Bir insan böyle hareket ederken,''benden sonra gelecekler acaba böyle bir ruhla çalıştığımı fark edeceklermi?'' diye bile düşünmemelidir. Hattâ en mesut olanlar, hizmetlerinin bütün nesillerce meçhul kalmasını tercih edecek karakterde bulunanlardır.

Herkesin kendine göre bir zevki var. Kimi bahçe ile meşgul olmak, güzel çiçekler yetiştirmek ister. Bazı insanlar da adam yetiştirmekten hoşlanır.

Bahçesinde çiçek yetiştiren adam birşey bekler mi? Adam yetiştiren adam da çiçek yetiştirendeki hislerle hareketedebilmelidir. Ancak bu tarzda düşünen ve çalışan adamlardır ki memleketlerine ve milletlerine ve bunların istikbaline faydalı olabilirler.

Bir adam ki memleketin ve milletin saadetini düşünür, o adamın kıymeti birinci derecededir. Esas kıymeti kendine veren ve mensup olduğu millet ve memleketi ancak şahsiyeti ile kaim gören(Ayakta durduğunu düşünen) adamlar, milletlerinin saadetine hizmet etmiş sayılmaz. Ancak kendilerinden sonrakileri düşünebilenler, milletlerini yaşamak ve ilerlemek imkânlarına nail ederler (kavuştururlar). Kendi gidince terakki(ilerleme) ve hareket durur zannetmek bir gaflet (aymazlık)- tır.



Dünyayı Verelim Çocuklara

Annesi Çalışan Çocuğun Ağıdı...Gülten Akın

Çocukçada Ben de Varım...Özdemir Asaf

Bir Çocuğun Rüyası İçin Şiir...Ataol Behramoğlu

Okutma Üzerine...Rıfat Ilgaz

Dünya Çocuk Yılında – 1... Behçet Necatigil

Yıldızlar...Oktay Rifat

Çocuklarıma...Aziz Nesin

Çocukluk...Cahit Sıtkı Tarancı



The Best of Mozart




Roberto Alagna - E lucevan le stelle” Puccini’s Tosca

İki şey

İki şey, kalitesiz insan özelliğidir: 1) Şikâyetçi tavır; 
2) Dedikodu.

İki şey, çözümsüz görünen problemleri çözer: 1) Bakış açısını değiştirmek; 
2) Kendisini karşısındakinin yerine koymak.

İki şey, yanlış yapmanı engeller: 1) Şahıs ve olayları akıl ve kalp süzgecinden geçirmek. 
2) Hak yememek.

İki şey, kişiyi gözden düşürür: 1) Demagoji (Lâf kalabalığı); 
2) Kendini vazgeçilmez gibi görmek.

İki şey insanı nitelikli yapar: 1) İradesine hâkim olmak; 
2) Uyumlu davranmak.

İki şey geri bırakır: 1) Kararsızlık; 
2) Cesaretsizlik.

İki şey başarının sırrıdır: 1) Ustalığı ustalardan öğrenmek; 
2) Kendini sürekli yenilemek.

İki şey milyonlarca insandan sizi ayırır: 1) Sorunun değil, çözümün parçası olmak; 
2) Hayata ve her
şeye orijinal, farklı bir bakış açısıyla yaklaşabilmek.

İki şeyin değeri kaybedince anlaşılır: 1) Anne; 
2) Baba.

İki şey geri alınmaz: 1) Geçen zaman; 
2) Söylenen söz.

İki şey, "hayatta önemli olan her şey" içindir: 1) Nefes alabilmek; 
2) Nefes verebilmek.


Anlam...

Güzel şeyleriniz olsun ama onların tutsağı olmayın. Onlara sahip olun ama size sahip olmalarına izin vermeyin. Yaşamınızın en temel hedeflerini, potansiyelinizin zirvesine erişmek, başkalarına hizmet etmek, başkalarının yaşamlarında fark yaratmak, kendinizden daha önemli şeyler için yaşamak olarak belirleyin. Başarı güzeldir ama bu oyunun asıl adı ''anlamdır."

Ecinniler





Dayatılanın çirkinliği ile maruz kalınanın çekilmezliği arasında gidip gelen yaşanmamışlıklardır bizi yoran...

Kirilov


Bölüşün Dünyayı


Alın bu dünyayı! diye seslendi bir gün Zeus göklerinden
İnsanlara; alın, sizin olsun artık.
Armağanım olsun sizlere bu mülk, bu toprak;
Ama kardeşçe bölüşün aranızda.

Koştu eli ayağı tutan, kendine bir pay için,
İşe sarıldı herkes, genciyle yaşlısıyla.
Çiftçi ürünlerini kaptı tarlaların,
Ava koyuldu asilzade ormanların içinde.

Ambarlarının aldığı kadar aldı tüccar,
En iyi yıllanmış şarabı seçti rahip kendisine.
Kralsa, tuttu köprü başlarını, yol kavşaklarını,
Benimdir, dedi, her şeyin onda biri.

Bu bölüşme çoktan bitmiş, geçmişti ki nice zaman,
Şair çıkageldi, çok çok uzaklardan;
Ama hiçbir şey kalmamıştı hiçbir tarafta,
Ve bir sahibi vardı her şeyin de.

Eyvah! Unutacak mıydın beni böyle hepsi içinde?
Beni, en sadık oğlunu senin?
Diye dövündü, yakındı, haykırdı uzun uzun,
Attı sonra kendini tahtın önüne.

Gezip durursan böyle hayaller ülkesinde,
Dedi Tanrı, söz söyleme artık sonra bana.
Neredeydin peki dünya paylaşılırken?
Yanındaydım oldu cevabı şairin.

Gözüm yüzündeydi,
Kulağım göklerinin ahenginde;
Sarhoştu ruhum ışığından, affet!
Unuttu her şeyini yeryüzünün.

Ne yapmalı şimdi? dedi Zeus, - dünyamız gitti elden,
Ne tarlalar, ne ormanlar, ne de kırlar benim artık.
Ama yaşamak istersen gökte benimle,
Açık olacak o sana her gelişinde.


Aşk İki Kişiliktir

Değişir rüzgarın yönü 
Solar ansızın yapraklar; 
Şaşırır yolunu denizde gemi 
Boşuna bir liman arar; 
Gülüşü bir yabancının 
Çalmıştır senden sevdiğini; 
İçinde biriken zehir 
Sadece kendini öldürecektir;
Ölümdür yaşanan tek başına 
Aşk iki kişiliktir.

Bir anı bile kalmamıştır 
Geceler boyu sevişmelerden;
Binlerce yıl uzaklardadır 
Binlerce kez dokunduğun ten; 
Yazabileceğin şiirler
Çoktan yazılıp bitmiştir; 
Ölümdür yaşanan tek başına, 
Aşk iki kişiliktir.

Avutamaz olur artık 
Seni bildiğin şarkılar; 
Boşanır keder zincirlerinden 
Sular tersin tersin akar; 
Bir hançer gibi çeksen de sevgini 
Onu ancak öldürmeye yarar:
Uçarı kuşu sevdanın 
Alıp başını gitmiştir; 
Ölümdür yaşanan tek başına, 
Aşk iki kişiliktir.

Yitik bir ezgisin sadece, 
Tüketilmiş ve düşmüş, gözden.
Düşlerinde bir çocuk hıçkırır 
Gece camlara sürtünürken; 
Çünkü hiç bir kelebek 
Tek başına yaşayamaz sevdasını, 
Severken hiçbir böcek 
Hiç bir kuş yalnız değildir; 
Ölümdür yaşanan tek başına, 
Aşk iki kişiliktir.


İnsanın Görkemi


Her insan, evrensel aklın vücut bulmuş bir başka halidir. Bütün nitelikleri insanın için­ de mevcuttur. Özel olarak yaşadığı her yeni olay, büyük in­san topluluklarının yaptıkları üzerine ışık tutar, hayatındaki buhranlar ise ulusal buhranları işaret eder. Her devrim, önce bir insanın zihninde düşüncedir, aynı düşünce bir başkasının da aklına gelince, o çağın anahtarı olur. Her köklü değişiklik, önce özel bir görüştür, bir kez daha özel bir görüş olunca, o zamanın sorununu çözecektir. Anlatılan bir olayın, inanılır ya da anlaşılır olması için benim içimdeki bir şeye karşılık gelme­si gerekir.

Ruh; insanın aklı aracılığıyla nefes aldığında deha, iradesi aracılığıyla nefes aldığında erdem, şefkati aracılığıyla nefes aldığında ise sevgidir.

Sözcüklerin çoğunun kökeni unutulmuş olsa da, her sözcük en başta dahiyane bir fikirdir, o an onu ilk telaffuz eden ve dinleyene dünyayı simgelediği için geçerli hale gelmiştir. Etimolog, en ölü sözcüğün dahi bir zamanlar göz kamaştırıcı bir resmi olduğunu bilir. Dil, fosil haldeki şiirdir.

Zihnin içgüdüsü, doğanın amacı, tarihin işaret veren öykülerini kullanışımızda kendi sırlarını ele verir. Zaman, parlayan gökyüzüne savurur gerçeklerin katı köşeliliğini.

Karşı gelince, dünya öfkeyle kırbaçlar sizi.

Her insan, evrensel aklın vücut bulmuş bir başka halidir. Bütün nitelikleri insanın içinde mevcuttur.

Bireyin -kendisi olmaksızın- gördüğü her şey, ruh haliyle örtüşür, böylece her şey onun için anlaşılabilirdir; zira onun ileriye dönük düşüncesi, onu o gerçeğin ya da silsilenin ait olduğu hakikate götürür.

Yarın ilk kez göreceği birinin yüzünü bugünden çizemeyeceği gibi, hiç kimse yaşayacaklarını önceden bilemez, yeni bir nesnenin hangi duyunun ya da duygunun kilidini açacağını kestiremez.

Hayatımız, kanatlı hakikatlerin ve olayların sonsuz uçuşundan başka nedir ki? Bu değişimler müthiş bir çeşitlilikle gelir, hepsi insan ruhuna sorular sunarlar. Bu hakikatlere ve zamana dair sorulara üstün bir akılla yanıt veremeyen insanlar, onlara hizmet ederler. Gerçekler onlara sorumluluklar yükler, onları ezer, insanı gerçek bir insan yapan her ışık belirtisini söndüren hakikatlere tam anlamıyla itaat eden kalıp ve sağduyu insanları yaratır. Ancak insan içgüdülerine, duygularına sadık kalır, sanki üstün bir ırka aitmiş gibi görünen hakikatlerin hakimiyetini reddederler, ruhuna sımsıkı yapışır ve özü görürse, o zaman hakikatler yerine oturur, yerleşir, efendilerinin kim olduğunu bilir ve en zalimi dahi efendisini yüceltir.

Her insan, evrensel aklın vücut bulmuş bir başka halidir. Özel olarak yaşadığı her yeni olay, büyük insan topluluklarının yaptıkları üzerine ışık tutar,hayatındaki buhranlar ise ulusal buhranları işaret eder.

Yüzeyde sonsuz bir çeşitlilik, merkezde ise sebebin basitliği vardır ki! Bir insanın -aynı kişiliği gördüğümüz -kaç hareketi vardır ki!

Zihin yıllarca bir düşünceyi ölçüp tartabilir ama kendisini pek fazla tanımayabilir ancak aşkın tutkusu bunu bir günde öğretecektir.

Anlatılan bir olayın, inanılır ya da anlaşılır olması için benim içimdeki bir şeye karşılık gelmesi gerekir.

Deha sebep-sonuç ilişkisine dayalı düşünceyi inceler ve her şeyin ta menşeinde, bir küreden çıkan ışınların, düşmeden önce sonsuz çapa ayrıldığını görür.


Biz...






Tanrıya inananlar için büyük soruların çoğu cevaplanmıştır. Fakat biz, Tanrı formülünü hazır olarak kabul edemeyenler için büyük cevaplar taşa kazılı değildir. Yeni koşullara ve keşiflere uyum sağlarız. Esneğiz. Ne sevgi bir emir olmak zorunda ne inanç bir dikta. Ben kendimin tanrısıyım. Biz kilisenin, devletin ve eğitim sistemimizin öğrettiklerini silmek için burdayız. Biz savaşı öldürmek için burdayız. Biz garipliklere gülmek ve hayatımızı ölümün bizi almaktan korkacağı kadar iyi yaşamak için burdayız.