30 Ağustos 2017 Çarşamba

ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN... 30 Ağostos Zafer Bayramı'nda, Cumhuriyetimizin Kuracusu Büyük Önder M.Kemal ATATÜRK'ü, silah ve dava Arkadaşlarını, Kurtuluş Savaşı'nın tüm kahramanlarını, kanlarıyla, canlarıyla bu toprakları vatan yapan aziz şehitlerimizi, gazilerimizi Saygı ve Minnetle Anıyoruz.


Ben, ömrümde hiçbir edebiyat eserinde, ordulara ilk hedeflerinin Akdeniz olduğunu bildiren günlük emri okurken duyduğum zevki duymadım. Bu, bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün şiirlerin üstünde bir şiirdi. Ne olmuştuk, biliyor musunuz? Kurtulmuştuk.

Ah Mustafa Kemal, Mustafa Kemal, sana ölünceye kadar o günün sevincini ödeyebilmekten başka bir şey düşünmeyeceğim. Konuşmak için dilim, yazmak için kalemim tutuldu. İkdam’daki Yakup Kadri’yi aradım, ilk vapurla İzmir’e gitmeyi teklif ettim.

Nemiz varsa, bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı ve kafamızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zafer’ine borçluyuz. 



 F.Rıfkı Atay- Çankaya


28 Ağustos 2017 Pazartesi

Melatonin

MELATONİN NEDİR?
Melatonin denilen hormon beyinde ve sadece 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salgılanan bir hormondur. Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamak. Jetlag denilen hadisenin sebebi de bu hormon. Hormon diger aktioksidan tesirlerini de güçlendiriyor, kanserli hücrelere karşı koruma saglıyor, üreme sistemiyle bağlantısından tutun da yorgunluk , isteksizlik gibi durumların nedenlenlerini de oluşturabiliyor. Şu anda bu hormon yaşlanmayı geciktirici etkisinden dolayı da üzerinde önemle durulan bir hormon. İşin can alıcı noktalarından birisi hormonun çocuklar üzerindeki tesiridir. Avrupada lösemili ve kanserli çocuk sayılarının artmasından ötürü yapılan araştırmalar sonucunda ailelerden istenen bir hususda çocukların kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları. Çünkü melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Ancak bu hormon ışığa duyarlı. Deneylerde uyuyan kisinin hormon salgısı izlenirken ışığın açıldığında hormonun azaldığı , karanlıkta yoğun olarak saldılandığı tesbit edilmiş. Bilimsel bir gerçek. Lütfen karanlıkta yatın ve çocuklarınız uyurken ışığı kapatın. Unutmayın körlerde kanser olma oranı yok’a yakındır.


Yaratıcılık





İçindeki Güçleri Sebest Kılmak...Hayatın kendi başına bir anlamı yok. Hayat bir anlam yaratma fırsatıdır. Anlamın keşfedilmesi değil, yaratılması gerekir. Anlamı, ancak onu yaratırsan bulursun. Orada bir çalının arasında durmuyor. Yani sağına soluna bakınca, biraz arayınca bulamazsın. O bulunacak bir kaya gibi durmuyor. O, yaratılacak bir şiir, söylenecek bir şarkı, edilecek bir danstır. Anlam bir danstır; taş değil. Anlam müziktir. Onu ancak yaratırsan bulursun. Bunu unutma. Tanrı, bir nesne değil, bir yaratımdır. Onu ancak yaratanlar bulur. Bence anlamın keşfedilecek bir şey olmaması çok güzel. Aksi halde, insan onu keşfederdi ve sonra başkalarının keşfetmesine gerek kalmazdı. 

Değirmenler

Zaman düşer ellerimden yere 
Oradan tahta boşa 
Saatler çalışır izinsiz 
Hep bir sonraya 
Resimler sararır güneşsizlikten 
Duygular değişir 
Dostlar dağılır dört bir yana 
Kendi yollarına 
Ve sen ben 
Değirmenlere karşı bile bile 
Birer yitik savaşçı 
Akarız dereler gibi denizlere 
Belki de en güzeli böyle 
Uçurtma uçar sözlüğümden 
Geri gelmeyecek bir kuş 
Yaşanmamış kırıntılar 
Sadece bir düş 
Ve sen ben 
Değirmenlere karşı bile bile 
Birer yitik savaşçı 
Akarız dereler gibi denizlere 
Belki de en güzeli böyle

 Birsen Tezer - Değirmenler - YouTube


Anlatabilsek


Böylesine güzellikle bezenmiş bir dünyada
Bugünüyle yarınıyla gerçek olan yanıyla
Sevgiyi kardeşliği yaşamak istiyoruz
Balık suda diridir
Çiçekler toprağında
Çocuk desen yarınların sabahında gizlidir
Bilmeden beklediği karşılıksız sevgidir
Anlatabilsek anlatabilsek
Bugünleri yarınlara
Kanat gibi umutlara
Yaşanacak o yılları anlatabilsek
Öylesine haklıyız ki böylesine küçüğüz
Her geçen günün ardından biraz daha büyürüz
Büyüdükçe düşünür, düşündükçe buluruz
Sizden bize kalacaktır bunca bilgi deneyler
Zincir gibi birbirini tamamlıyor
Bekliyor olsun artık bizi yeni müjdeler
Anlatabilsek anlatabilsek
Bugünleri yarınlara
Kanat gibi umutlara
Yaşanacak o yılları anlatabilsek



Korku ve Sevgi

Tüm insan davranışları en derin boyutta iki duygudan biriyle motive edilir. KORKU ya da SEVGİ.
Gerçekte yalnızca iki duygu vardır. 
Ruhun dili iki sözcükten ibarettir.
Her insan düşüncesi ve davranışı ya sevgiden ya da korkudan kaynaklanır.
Diğer tüm duygular bu iki temel duygunun değişik versiyonlarıdır.
İnsanlar işte bu nedenle tekrar tekrar aynı deneyimleri yaşıyor. 
Bir sarkacın iki ucu gibi. 
Bir duygudan diğerine gidip geliyorlar. 
Sevgi korkuya, korku sevgiye dönüşüyor…
Bunun üzerine derin düşününce doğru olduğunu göreceksiniz...


Tüm insan davranışları en derin boyutta iki duygudan biriyle motive edilir: korku ya da sevgi. Gerçekte yalnızca iki duygu vardır. Ruhun dili iki sözcükten ibarettir. Bu duygular evrenin ve dünyanın ortaya çıkışında yaratılan polaritenin iki zıt ucudur. Bunlar iki referans noktasıdır. Alfa ve Omega Sisteminin sizin deyişinizle ''izafi'' olmasını sağlar. Bu iki nokta olmaksızın, hiçbir düşünce varolamazdı. Her insan düşüncesi, her insan davranışı ya sevgiden ya korkudan kaynaklanır. Tüm diğer düşünce ve duygular bu iki temel duygunun değişik versiyonlarıdır. Aynı referans noktalarının değişik şekillerle ifade bulmasıdır. Bunun üzerinde derin düşündüğünüzde doğru olduğunu göreceksiniz. İşte Tohum Düşünce dediğim şey bu. Ya sevgi düşüncesi ya korku düşüncesi. Bu düşüncelerden biri düşüncenin arkasındaki düşüncenin arkasında olan düşüncedir. İlk düşünce. İlk temel güç. İnsan deneyim motorunu harekete geçiren ilk ham enerji. İnsan davranışı işte bu şekilde tekrar tekrar aynı deneyimleri yaratıyor, işte bu nedenle insanlar seviyor, yok ediyor, tekrar seviyor. Sürekli sarkaç gibi bir duygudan diğerine gidiyorlar. Sevgi korkuya, korku sevgiye, sevgi korkuya dönüşüyor. Bunun nedeni ilk yalanda. Tanrı güvenilemez. Tanrı ya yoksa. Varsa da Tanrı'nın sevgisine güvenilemez. Tanrı sizi koşullu olarak sever. Bu nedenle de Nihai Sonuç şüphelidir. Eğer Tanrı'nın sevgisinin daima orda olduğuna güvenemezseniz, kimin sevgisine güvenebilirsiniz? Eğer Tanrı sizin davranışınızın uygun olup olmadığına bakarak sevgisini esirgiyorsa, zavallı ölümlüler de aynısını yapmıyor mu? Ve en yüce sevginiz adına and içtiğiniz anda, en büyük korkularınıza da kapılarınızı açmış oluyorsunuz. '' Seni seviyorum '' dedikten sonra ilk endişe duyduğunuz şey, karşılık alıp alamayacağınız. Eğer karşılık alırsanız, bu kez yeni bulduğunuz sevgiyi kaybedeceğiniz endişesini duymaya başlıyorsunuz. Ve tüm davranışlarınız reaksiyona dönüşüyor. Kaybetmemek için savaşma ve savunma. Tanrı'yı kaybetmemek için bile kendinizi savunma yollarına giriyorsunuz. Ve şeytanı yaratıyorsunuz. Ama kim olduğunuzu bilseydiniz -tanrı'nın yarattığı harikuladeliğinizi bilseydiniz- asla korkmazdınız. Böylesine bir harikuladeliği kim reddebilir? Tanrı bile böylesine harikulade bir varlıkta hata bulamaz. Ama kim olduğunuzu bilmiyorsunuz. Olduğunuzdan çok daha az önemli ve değerli olduğunuzu düşünüyorsunuz. Bu düşünceleri nereden edindiniz? Sözlerine en çok güvendiğiniz kişilerden. Kendi anne ve babanızdan. Bu insanlar, sizi en çok seven kişiler. Size neden yalan söylesinler ki? Ama sizin şu konuda aşırı, bu konuda yetersiz olduğunuzu söyleyen onlar değil mi? En mutlu anlarınızda çoşkulu olduğunuz için sizi azarlayan, düş dünyanızı, ''bırak bu saçmalıkları '' diye aşağılayarak engellemeye çalışanlar onlar değil mi? Bu mesajlarla büyüdünüz. İşittikleriniz Tanrı mesajları değildi ama bu mesajlar sizin dünyanızın Tanrı'larından geliyordu. Sevginin koşullu olduğunu, size ebeveynleriniz öğretti. Onların sevgi koşullarını kaç kez hissettiniz. İşte bu deneyimleri, kendi sevgi ilişkilerinize taşıdınız. '' Tanrı sevecendir '' diyorsunuz, '' ama O'nun kurallarını çiğnediğinizde, sonsuza dek sizi cezalandıracak ve lanetleyecektir ''. Kendi anne babanız tarafından cezalandırılmadınız mı? Sizi dışlamalarının acısını yüreğinizde hissetmediniz mi? Bu deneyimlerle, O'nunla farklı bir deneyim yaşayacağınızı düşünmeniz ne mümkün? Koşulsuz sevilmenin nasıl bir şey olduğunu unuttunuz. Tanrı'nın sevgisinin deneyimini hatırlamıyorsunuz bile. Dünyada sevgi adına gördüklerinize dayanarak Tanrı'nın sevgisinin nasıl olabileceğini hayalinizde bile canlandıramıyorsunuz. Tanrı'nın da ebeveyn rolünü üstlenmesini bekliyorsunuz. İşte bu nedenle yargılayan, cezalandıran, ödüllendiren, davranışlarınıza göre size olan duyguları değişen bir Tanrı imajı yarattınız. Ama bu, kendi yarattığınız mitolojilerinize dayanan çocukca bir Tanrı imajı. O'nunla hiç bir ilgisi yok. Tanrı'yla ilgili düşünce sisteminizi spirütel gerçekler yerine insan deneyimlerinize göre yarattınız. Sevgi hakkındaki realitenizi de. Bu, korku temelli bir realite korkutucu, intikamcı Tanrı fikrine dayanıyor. Tohum düşünce yanlış ama bu düşünceyi sorgulamak bile tüm teoloji (din bilim) sisteminizi sarsmak için yeterli. Yeni bir teoloji sizin gerçek kurtuluşunuz olmasına rağmen kabul edemiyorsunuz. Çünkü korkmadığınız, yargılamayan ve cezalandırmayan Tanrı'yı hayallerinizde bile kucaklamaya zorlanıyorsunuz. 

 Tanrı ile Sohbet


Hayedeh - Tanha Ba Golha


Sadece güllerle söyleşiyorum derdimi
Ne bir kimse haberdardır derdimden ne gönlüm..
Ne de bir kimseye söylemişim gündüzümün gece gibi karanlık olduğunu.
Bir kimse gelmez, bir kişi okumaz asla benim bakışımdan sırrımı
Ki sözler söylenir
Sen bilmezsin yalnız gece güllerle söyleşiyorum gönlümün sözünü
Bir bahar günü gül bahçesinde dinleniyor gibi
Hep gülleri kokluyorum,
Bir bahar günü gül bahçesinde dinleniyor gibi..
sadece güllerle söyleşiyorum derdimi
Ne bir kimse haberdardır derdimden ne gönlüm..
Ne de bir kimseye söylemişim gündüzümün gece gibi karanlık
olduğunu.
Avare bir bulut gibi dönüyor gözlerim yalnızlıkta
Ey mutluluklar günü tekrar ne zaman gelirsin?
Bu gece halimi sen bilmiyorsun
Gözlerimden gönlümün kederini okumuyorsun
Bu gece halimi sen bilmiyorsun
Gözlerimden gönlümün kederini okumuyorsun
Sadece güllerle söyleşiyorum derdimi
Ne bir kimse haberdardır derdimden ne gönlüm..
Ne de bir kimseye söylemişim gündüzümün gece gibi karanlık olduğunu.




Aydınlanmanın Diyalektiği






Toplumda özgürlükle aydınlatan düşünme'nin birbirinden ayrılamayacağını biliyoruz, (...) ne var ki, bu düşünme kavramının, somut tarihsel biçimlerden, iç içe geçtiği toplumsal kurumlardan daha az olmamak üzere, bugün her yerde meydana gelen gerilemenin nüvesini kendinde barındırdığını açık seçik görmüş olduğumuza inanıyoruz. Aydınlanma, bu gerileme momenti üzerinde düşünüp taşınmazsa, o zaman kendi kaderini tayin eder.




Anlamayacaklara anlatma sakın bilebileceğin en güzel şeyleri.



En huzurlu toplumlar, üyeleri arasında karşılıklı güler yüz ve saygının eksik olmadığı toplumlardır.   
*
Akılsızlar hırsızların en zararlılarıdır. Zamanınızı ve neşenizi çalarlar.
*
Düşünmek kolaydır, yapmak zordur. Dünyada en güç olan şey de düşünüleni yapmaktır.
*
En iyi yönetim kendi kendimizi yönetmeyi bize öğretebilecek yönetimdir.
*
Kendine hükmetmeyen uşak kalır.
*
Sağduyu, insanlığın dehasıdır.
*
Yüz çeşit şeyi yarım bilmektense bir şeyi tam bilip uygulamak insanı daha iyi yetiştirir.
*
Mantıklı insan sık sık gülünecek bir şey olmadığı halde güler. Onu kışkırtan her ne olursa olsun, verdiği tepki kendi iç huzurunu ifade eder.
*
Yapabilirsiniz. Çünkü yapmalısınız!
*
Faydasız bir hayat erken bir ölümdür.
*
Bir adamda azim olmazsa bilgisi ölüdür.
*
Yapabildiğiniz ya da düşünebildiğiniz her neyse, başlayın. Cesaretin dehası, kudreti ve büyüsü vardır.
*
İyilik, insanları birbirine bağlayan altın zincirdir.
*
Açlık, en akıllı balıkları bile oltaya getirir.
*
Mutlu insanlar tanıdım, bunlar sadece ne iseler o oldukları için mutluydular.
*
Tutkularımız gerçek anka kuşlarıdır. Eskisinin küllerinden bir yenisi doğar.
*
En iyi devlet nedir? Bize kendimizi yönetmemizi öğretendir.


18 Ağustos 2017 Cuma

İnsan olmak çok güç efendim, çok güç.

 
Hayat üç bölümdür: Dünyayı değiştireceğini sandığın, dünyanın değişmeyeceğine inandığın ve dünyanın seni değiştirdiğine emin olduğun.

Düşler



Düşler vardır satılmaz 
Derinde anlatılmaz 
Yüreklerden silinmez 
Bazen de vazgeçilmez 
Kapat gözlerini ve düşün 
İpekten bir deniz 
Pamuktan bir gökyüzü 
İki tomurcuk yüreğimizde 
Belki de sen ve ben ikimiz 
Birbirinin farkında gözlerimiz 
Düşüncelerimiz, olmayacak hayallerimiz 
Ne alınır ne satılır 
Para yerlerde sürünür 
Geçtikçe şu günler 
Anladıkça hayatı 
Birçok şeyin değeri 
Küçüldükçe küçülür


 

Oğuz Atay'dan babasına mektup


Belki hatırlamazsın ama bugün sen öleli tam iki yıl oluyor. Ne yazık ki bu süre içinde ben daha iyi ve akıllı olamadım; bu fırsatı da kullanamadım. Oysa yıllar önce, bazı zamanlar, sen olmasaydın birçok şey yapabileceğimi düşünürdüm. Şimdi artık suçun kendimde olduğunu görmek zorundayım. Sana bazı şeyleri anlatamadım. Bir iki yıl daha yaşasaydın ya da dünyaya dönseydin – kısa bir süre için- her şey başka türlü olurdu sanki. Çaresizlik yüzünden birçok şeyin anlamı kayboluyor. Sen olmadıktan sonra sana yazılan mektup ne işe yarar? Fakat ben artık bir meslek adamı oldum babacığım. Yakın çevremde seninle ilgili bir hatıramı anlattığım zaman, ‘Ne güzel’ diyorlar, ‘Bunu bir yerde kullansana.’ Onun için, çok özür dilerim babacığım, seni de bir yerde, mesela bu mektupta kullanmak zorundayım.

Geçen zaman ancak böyle değerleniyormuş; insanın geçmiş yaşantısı ancak böylece anlam kazanıyormuş. Ben, seninle ilgili olayları anlatırken aslında senin nasıl bir insan olduğunu belli etmemeye çalışıyorum; aklımca asıl babamı kendime saklıyorum. Benzer taraflarımız olduğu bir gerçektir. Sen üstüne başına dikkat etmezdin; bense ne kendime bakıyorum ne de arabama. Uzun yıllarını geçirdiğin büyük şehrin sokaklarında ikimiz de kir içinde dolaşıp duruyoruz.

Bazen arabayı bir ara sokakta durdurarak küçük ve karanlık meyhanenin birine giriyorum. Senin deyiminle ‘tedrici intihar’. Sağ olsaydın yazdıklarımdan bir satır anlamamakla birlikte gene de benimle öğünürdün sanıyorum. Galiba biz, babacığım, birbirimizi hep böyle anlamadan sevdik. Aslında yazdıklarım senin deyiminle ‘uydurma’ şeylerdi; annemin seyrederken ağladığı filmler ya da okurken duygulandığı romanlar gibi ‘hepsi uydurma’. Sana yazdığım bu satırların da bir kısmı ‘uydurma’ olabilir; sana açıklamakta zorluk çekeceğim bazı nedenlerle senin anladığın biçimde bir gerçeklikten uzaklaşmak zorundayım.

Senin işin bir bakıma kolaydı babacığım. Birçok şeyi yok sayarak belirli bir düzen içinde yaşadın. Sinemaya gitmedin. Hiç roman okumadın. Zeytinyağlı enginar yemedin. Yabancı ülke özlemi çekmedin. Kimseye hediye almadın. Evde kuşkonmazdan başka bitki yetiştirmedin. Yalnız halk türkülerini sevdin. Basit beğenilerinin yanında beni şaşırtan duyarlıkların vardı…


Kimseler Bilemez

Kimseler bilemez beni
Senin bildiğin kadar
İçinde yan yana uyuduğumuz
Gözlerin
Benim insan parıltılarıma
Dünyanın gecelerinden daha iyi bir gelecek hazırladı
İçinde uçtuğum gözlerin
Yolların gidişine
Dünyanın dışında bir anlam verdi
Bize belirtilenler
Gözlerindeki sonsuz yalnızlığımızı
Artık kendilerini sandıkları gibi değiller
Kimseler bilemez seni
Benim seni bildiğim kadar 


Ben çiçeklileri Renklileri Delileri severim, Bir de delilikleri.




Aydınlanmanın Abc'si

 


 Aydınlanma, kişiliğinizin bilinçsiz sınırlarının farkına varma, bu sınırlardan kurtulma sürecidir. Kendi orijinal yüzünüzü keşfetmekten başka bir şey değildir. Hırs, öfke, keder, endişe; kabullenme, bağlanma, değişim, can sıkıntısı; kapitalizm, ekoloji, evrim, varoluş, zihin, bilgi, adalet ve özgürlük…Her şey kelimelerde gizlidir. Hangi kelimeleri, hangi anlamda kullandığınız, kelimelerden ne anladığınız yaşamınızı belirler.

15 Ağustos 2017 Salı

Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı


1-) ''... İkincisini de Prof. Dr. Reşat Kaynar kaydetmektedir. Atatürk 1932 yılında bir sohbet sırasında, 'Kemalizm diyorsunuz, ne demek Kemalizm?' sorusunu sormakta ve Kemalizm, Socialisme d'Etat(Devlet sosyalizmi) demektir' diye yanıtlamaktadır...'' (Reşat Kaynar, Atatürkçülük Nedir? Varlık Yay. S. 144. 1965)[Aktaran: Attila İlhan,Gâzi'nin 'Tasarımı': 'Devlet Sosyalizmi'! 18 Mart 2002]

2-) Atatürk, 23 yaşında Harp Akademisi öğrencisiyken not defterine şöyle yazar: "Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı" (5 Ocak 1904 Mustafa Kemal Atatürk Atatürk'ün Bütün Eserleri, Cilt 1, Sayfa 15)

3-) Atatürk, 1919’da Samsun’da karaya ayak basıp Amasya’ya geçerken Havza’da karşılaştığı bir Sovyet subayıyla söyleşisinde: Sovyet subayının ne yapmayı amaçlıyorsunuz sorusuna karşılık olarak, bizim hedefimiz devlet sosyalizmidir demiştir. (Kaynak: Alparslan Işıklı)

4-) Sabiha Sertel, anılarında 1924 anayasasının hazırlanması sırasında Ağaoğlu Ahmet Bey’in ağzından Mustafa Kemal’in devlet sosyalizmi düşüncesinde olduğunu şöyle anlatıyor:
"Devletçiliğin anayasaya girmesini istiyorlar. Bu şimdiye kadar kabul edilen maddelere zıttır. Mustafa Kemal’le bu konu üzerinde uzun boylu konuştuk. Kızdı, ‘ben Socialisme d’Etat istiyorum‘ dedi." (Sabiha Sertel, Roman Gibi, Belge Yay. İstanbul, 1987, s.70)
  

"TANRILARIN ARABALARI" yazarından Erich Von Daniken - Tanrıların Şoku


Çok eski çağlardan kalma efsaneler, yazıtlar vearkeolojik bulgular, insanların binlerce, onbinlerce yıl öncesinde de dünya dışından gelenyaratıklarla temas kurduğunu işaret ediyor. Yeni Çağ'ın büyük kâşifleri, çoğu kez "vahşiler"tarafından bir zamanlar atalarını da ziyaret etmiş "Tanrılar" olarak karşılandıklarınıkaydetmişlerdir. Günümüzde de, uzaydan gelenkonuklarla ilgili sayısız tanık ifadesi vardır. Erich von Däniken, bu kitabında bir dizi metin veresimle bu karşılaşmaların nasıl cereyan etmişolabileceğini, "Tanrıların Şoku'na uğrayandünyalıların nasıl tepki gösterdiklerini, gelecekkuşaklara ne gibi aktarımlarda bulunduklarınıbelgelemeye çalışıyor.

Yeni şeyleri kafalan kanştınnak için değil, aksine onlan açıklalmak için getiriyoruz.(Galileo Galilei)
*
Bilgi ağacı gelecekte duruyor ve "her ilerleme sadece ütopyalann gerçekleşmesidir." (Oscar Wilde 1854-1900)


Tamamı burada...Erich Von Daniken - Tanrıların Şoku - Scribd



Hatalarınız...






Bütün sözlerinizi ve hareketlerinizi övenleri değil; Hatalarınız nazikçe eleştirenleri sadık kabul edin...


Sanat




Senin ışığında öğrendim sevmeyi.
Senin güzelliğinde şiirler yaratmayı.

Dans edersin göğsümün içinde,
herkesten saklı,

fakat, görürüm seni ben bazen,
işte bu sanat o manzara.


Çeviri: Vehbi Taşar

 

Birisi

Bir şey var aramızda Senin bakışından belli Benim yanan yüzümden. Dalıveriyoruz arada bir. İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki, Gülüşerek başlıyoruz söze. Bir şey var aramızda Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek. Fakat ne kadar saklasak nafile Bir şey var aramızda, Senin gözlerinde ışıldıyor, Benim dilimin ucunda.


Zorba








Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.

Ay Sarayı

Uçurumdan atlamıştım ve son anda bir şey uzandı, beni havada yakaladı. O bir şeyin adına sevgi diyorum. İnsanı düşmekten alıkoyacak tek şey, yerçekimi yasalarını yok edecek kadar güçlü tek şey sevgidir. 

Güneş dündür, Dünya bugün, Ay Gelecek. 

Yaşamını rüzgarın esintisine bıraktığın zaman, daha önce hiç bilmediğin, başka koşullarda öğrenilemeyecek şeyleri keşfediyorsun. 

İnsanlara, istemedikleri şeyleri yapmaya zorlamayacak kadar büyük saygı besliyor.


Kronik Mutsuz İnsanların Rahatsız Edici Alışkanlıkları

Mutluluk tanımlanması çok zor bir şeydir ve bir çok şekilde meydana gelebilir. Diğer taraftan mutsuzluğun tespiti çok kolaydır; onu gördüğünüzde tanırsınız ve sizi ne zaman esir alacağını bilirsiniz.
Mutsuzluk adeta "pasif içici" olmak gibi, çevrenizdeki herkes için ölümcüldür. Stanford Üniversitesinden Terman'ın ünlü çalışması ile 8 yıl boyunca denekler takibe alındı , sağlıksız bir yapının ve kısa yaşam süresinin mutsuz insanlar ile aynı ortamda bulunma ile bağlantılı olduğu tespit edildi.
Mutluluk sizin düşündüğünüzden daha az yaşam şartları ile bağlantılıdır. Illinois Üniversitesinde yapılan araştırmalara göre en iyi kazanan insanlar (yılda 10 milyon$) yanlarında çalıştırdıkları Jane ve Joe'lardan sadece bir miktar fazla mutlu oluyorlar.
Yaşam koşullarının mutluluğunuza katabileceği çok fazla şey yoktur.Çünkü daha fazla mutluluk sizin kendi kontrolünüzde dir-mutluluğunuz alışkanlıklarınızın ve hayata bakışınızın ürünüdür. Kaliforniya Üniversitesinde mutluluk üzerinde çalışan psikologlar genlerinizin ve yaşam koşullarınızın mutluluğunuzun ancak %50'sinden mes'ul olduğunu bulmuşlardır. Gerisi size bağlıdır.
"Anayasa insana sadece mutluluğunu sürdürme hakkı verir. Siz onu kendiniz elde edersiniz".-Benjamin Franklin.
Mutsuz Alışkanlıkları
İnsanlar mutsuzken onların çevresinde bulunmak,onlarla yalnız çalışmak çok zordur. Mutsuzluk insanları sizden uzaklaştırır,sizi muktedir olduğunuz her şeyi yapmaktan geri tutan bir kısır döngü oluşturur.
Mutsuzluk sizi sürpriz bir şekilde yakalayabilir. Mutluluğunuzun büyük bölümü yakından izlemek zorunda olduğunuz ve sizi uçuruma sürüklemediğinden emin olmanız gereken alışkanlıklarınız tarafından belirlenir. (düşüncede ve eylemde)
Bazı alışkanlıklar diğer alışkanlıklardan daha fazla mutsuzluğa yol açar. Aşağıda saydığımız 10 alışkanlığa karşı özellikle dikkatli olmalısınız. Bu alışkanlıkların sizde mevcut olmadığından emin olmak için kendinizi dikkatlice izleyin.

Mutlu olmak için geleceği beklemek. Kendi kendinize ben mutlu olacağım "Eğer ki...." demek bu alışkanlıkların en basiti dir. Bu ifadeyi nasıl sonlandırdığınızın bir önemi yok ( terfi alırsam,daha iyi ücret alırsam veya yeni bir ilişkim olursa şeklinde sonlandırabilirsiniz) çünkü bu ifade durumlara çok fazla vurgu yapıyor ve mutluluğu engelleyen durumların gelişmesine katkıda bulunuyor. Ruh haliniz üzerinde kanıtlanmış hiç bir etkisi olmayan şeyleri beklemekle vaktinizi harcamayın. Bunun yerine şimdi ve hemen şu anda mutlu olmaya odaklanın, çünkü geleceğin garantisi yoktur.

"Bir şeyleri" elde etmek için çok fazla zaman ve efor harcamak Aşırı yoksulluk içinde yaşayan insanların mali durumları iyileşince mutluluklarında önemli bir artış oluyor, fakat yıllık gelir 20.000$'ın altına düştüğünde para ile gelen bu mutluluk hızla azalmaya başlıyor. Maddi şeylerin seni mutlu etmediğini gösteren okyanuslar kadar araştırma var. Bir şeylerin peşinde koşuşturmayı alışkanlık haline getirdiğinde mutsuz olma olasılığın artıyor çünkü onları elde ettikten sonra yaşadığın hayal kırıklıklarının ötesinde onları kazanma pahasına ailen ,arkadaşların ve hobilerin gibi seni mutlu edecek daha gerçek şeylerden olduğunu keşfediyorsun.

Evde Kalmak. Mutsuz olduğunda diğer insanlardan uzaklaşmak ruh halin için cezbedici gelebilir ama sosyalleşme açısından büyük bir hatadır. Hepimiz için kafamıza yorganı çekip herkes ile konuşmayı reddetmek istediğimiz günler vardır. Fakat anlayın ki bu bir eğilim olmaya başladığı dakika ruh halinizi bozar. Mutsuzluk sizi anti-sosyal yapmaya başladığı an bu dediğimi hatırlayın ve dışarı çıkıp insanların arasına karışmaya kendinizi zorlayın,o anda farkı göreceksiniz.

Kendinizi Kurban Görmek. Mutsuz insanlar hayatın zor ve insanın kontrolü dışında olduğu pozisyonundan hareket etmeye eğilimlidir. Başka bir deyişle, "Hayat beni dışlıyor ve bu konuda yapabileceğim hiç bir şey yok." Bu felsefe ile ilgili temel sorun bunun çaresizlik duygusunu körüklemesidir ve kendisini çaresiz hisseden insanlar büyük olasılıkla bir şeyleri daha iyi hale getirmek için çaba göstermezler. Herkes belli zamanlarda kendisini aşağıda hissetme hakkına sahipken,bu etkinin hayata bakış açınıza yansıdığına müsaade ettiğinizde durumun farkına varmanız önemlidir. Başına kötü şeyler gelen tek kişi sen değilsin ve harekete geçmek istediğin taktirde geleceğini kontrol etmek senin elindedir.

Pesimizm. (Kötümserlik) Hiç bir şey kötümserlik kadar daha çok mutsuzluğu körüklemez. Kötümser tavır ile ilgili sorun onun kendini gerçekleştiren bir kehanet olmasıdır: kötü şeyler beklerseniz kötü şeyler almanız olasıdır. Kötümser şeylerin ne kadar mantıksız olduğunun farkına varmadan onlardan kurtulmak zordur. Kendinizi gerçeği görmeye zorlayın ve fark edeceksiniz ki bir şeyler göründüğü kadar kötü değildir.

Yakınmak. Yakınmak, ardında yatan tavrın verdiği rahatsızlık kadar tek başına da yeterince rahatsız edicidir. Yakınmak kendi kendini güçlendiren bir davranıştır. Bir şeylerin ne kadar kötü olduğunu sürekli konuşarak-ve dolayısıyla düşünerek-negatif inançlarınızı doğrulamış oluyorsunuz. Sizi rahatsız eden şeyler hakkında konuşmak sizin daha iyi hissetmenize yardımcı oluyor iken, yakınmak ile mutsuzluğu körüklemek arasında da ince bir çizgi vardır. Sizi mutsuz etmesinin ötesinde yakınmak diğer insanları da sizden uzaklaştırır.

Orantısız Sallama. Kötü şeyler herkesin başına geliyor. Aradaki fark mutlu insanlar kötü şeylerin onları geçici uğrak yeri olarak gördüğünü bilirler oysa mutsuz insanlar en ufak negatif şeyi hayatın onları dışladığının kanıtı olarak görürler. Mutlu insanları yollarına çıkan ufak tefek kazalar üzer ama onlar bir şeyleri derinlemesine ele almasını bilirler: "Ne aksilikti ama neyse ki ciddi bir şey değildi." diğer taraftan mutsuz insanlar bu aksiliği kullanarak o günlerinin,o haftalarının, o aylarının, belki de bütün yaşamlarının o aksilikten kaynaklandığının kanıtı olarak görür.

Sorunları halının altına süpürmek. Mutlu insanlar her hareketlerinden mes'ul dur. Bir hata yaptıklarında onu üstlenirler. Diğer taraftan mutsuz insanlar sorunları ve hataları kendilerine tehdit olarak görürler, o yüzden gizlemeye çalışırlar. Problemler görmezden gelindiğinde büyümeye eğilimlidir. Bir problemin üstüne gitmediğiniz sürece o problem bir şey yapamayacağınızı hissedeceğiniz kadar zor bir hale gelir,sonra da aynen kurban olma duygusuna geri dönersiniz.

Gelişmemek. Mutsuz insanlar kötümser oldukları için ve kendi hayatları üzerinde kontrol eksiklikleri olduğu için arkalarına yaslanıp hayatın onlara bir şey yapmasını beklemeye eğilimlidirler. Hedefler koymak,öğrenmek ve kendilerini geliştirmek yerine sadece yavaştan alırlar ve bir şeylerin neden değişmediğini merak ederler.

Jones'lara yetişmeye çalışmak. Kıskançlık ve haset mutluluk ile uyumsuzdur bu yüzden sürekli olarak kendinizi birileri ile karşılaştırmaya devam ediyorsanız buna bir dur demenin vakti geldi. Bir çalışmada, çoğu denek daha az para kazanmanın eğer ki başkaları da aynı olacaksa kendileri için sorun olmadığını söylemişlerdir. Bu tür düşüncelere karşı dikkatli olun, sizi mutlu etmeyeceği gibi çok sık olmasa bile ters etkisi vardır.

Sonuç Olarak
Mükemmel bir mutluluk adına alışkanlıklarınızı değiştirmek kendiniz için yapabileceğiniz en iyi şeylerden bir tanesidir. Ama aynı zamanda bu başka sebepten ötürü de önemlidir-mutluluğunuzun kontrolünü ele almak çevrenizdeki herkesin de mutlu olmasını sağlar.

Dr. Travis Bradberry
Çeviri: Azmi Ulaş

13 Ağustos 2017 Pazar

Bilim ve Teknoloji

Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır. 1923

Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fenin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir. 1924

Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan olacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.

Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur. 1922

Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır. 1923

Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. 1923

Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır. 1923

Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş, olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa'ya, Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. 1923

İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz, sosyal ilimlerin güzel (yapıcı) yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.


Boncuk Oyunu






Her yaşantının kendine özgü bir büyüsü vardır işte; benim yaşantım da, bastıkça içe gömülen çayır kaplı toprak üzerinde yürüyüp toprağın ve tomurcukların kokusunu solurken, yaklaşan baharın bir mutluluk duygusuyla tarafımdan belirgin olarak algılanması, ardından kokunun mürver dalının fortissimo'sunda yoğunlaşıp güçlenerek duyusal simgeye ve büyüye dönüşmesiydi. 


Bir Dinozorun Anıları

 Zaten insanlar gülümseyerek mutsuzluklarını hem gizlemesini, hem de biraz yenmesini öğrenirler. Gülümsemeyi, gülmeyi, gülmece yeteneğini, “humour” denilen şeyi, yani başkalarının halinden çok kendi haline gülebilmeyi işte bu yüzden önemserim. Bu gülmece yeteneğinden yoksun olanlar, kendilerini hafiften alaya alamayanlar, tam insan değildirler benim gözümde.



Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti





Her ne olursa olsun, kurmaca yapıtlar okumaktan vazgeçmeyeceğiz, çünkü onlarda yaşamımıza bir anlam verecek formülü aramaktayız. Sonuçta, yaşamımız süresince, bize neden dünyaya geldiğimizi ve yaşadığımızı söyleyecek bir ilk öykünün arayışı içindeyiz. Kimi zaman kozmik bir öykü arıyoruz, evrenin öyküsünü, kimi zaman da kendi bireysel öykümüzü. Kimi zaman kendi bireysel öykümüzü evrenin öyküsüyle çakıştırmayı umuyoruz.


Şiir ve Kadın

Doğa sarıyı daha az kullanır
Diğer renklerden;
Günbatımlarına sakla hepsini
Saçıp savurarak maviyi

Bir kadın gibi harcar kızılı
Oysa çok az kullanır sarıyı
Ve ancak geldiğinde yeri
Bir aşığın sözcükleri gibi.

Tanrı konusunu işlerken şüphecilikten de ayrılmadı. Bunu aşağıdaki dizelerinde görebiliriz:
Cenneti yukarıda hiç bulamaz
Aşağıda bulamayan.
Tanrı'nın konutu benimkiyle yanyana
Eşyası aşktan.


 Bir çok şiirinde umutsuz olan meçhul aşk ilişkisinden bahsediyor:
“Bana, tatlım, iki miras bıraktın,-/ Aşk mirasıydı biri/ Gökteki Tanrı sevinirdi,/ O’na sunulsaydı eğer; / Bana acının sınırlarını bıraktın/ Engin deniz gibi;/ Sonsuzluk ve zaman arasında,/ Senin bilincin ve benimki.“

“Kalbim, unutacağız onu,/ Bu gece, sen ve ben./Ben ışığı unutayım,/Onun sıcaklığını sen. /Unuttuğun vakit, söyle bana,/ Ola ki düşüncem donar./Acele et, oyalanırken sen,/Hatırlayabilirim tekrar.“ 

Agorafobik Kadınlar....
 Agorafobi kavramına gerçekten kadın perspektifinden bakmak için, tarihin en ünlü münzevilerinden biri olan Amerikalı kadın şair Emily Dickinson'ın yaşantısına bakmak gerek. Dickinson, bir şiirin de şöyle der:

"Yazgıysa neden bütün bunlara
Diyarı yok erkek akrabanın
Bir zindandan başka
Hapsettiği –Yalnızca Ev"

Tık...http://www.gnoxis.com/agorafobik-kadinlar-18949.html


2017 İçin Okurlara İlham Verecek 7 Tavsiye







Bu yazıyı gazeteci, yazar ve eleştirmen Gabino Iglesias’ın LitHub’da yayınlanan “10 Things Every Reader Should Do in 2017” başlıklı makalesinden kısaltarak çevirdim.


 Dahası burada...2017 İçin Okurlara İlham Verecek 7 Tavsiye

Laurell K. Hamilton





Bir an gelir birini seversiniz. O iyi ya da kötü olduğu için hissetmezsiniz bunu. Sadece seversiniz. Bu sonsuza dek birlikte olacağınız anlamına gelmez. Birbirinizi incitmeyeceğiniz anlamına da gelmez. Yalnızca seversiniz. Bazen olduğu kişiye rağmen, bazense olduğu kişi yüzünden. Ve onun da sizi sevdiğini bilirsiniz. Kimi zaman sırf siz olduğunuz için, kimi zamansa size rağmen. 


Kendini ruhen yaşlanmış hissedenlerin yaşadığı 10 durum


“Kimi insanlar 18’inde yaşlı, kimileri ise 90 yaşında genç hissedebilir. Yani zaman, insanoğlunun yarattığı sanal bir kavramdan başka bir şey değildir” Yoko Ono

Kendilerini tam olarak ifade edemediklerini düşünürler

Kendilerini ruhen yaşlanmış hisseden “yaşlı ruhlar”ın en büyük problemlerinden biri de, çevreleri tarafından anlaşılamamaktır. Çünkü bu tip insanlar, etraflarındakiler tarafından genelde “tuhaf” bulunurlar. Özellikle tüketim toplumumun altın çağını yaşadığı günümüzde, aklını materyalizm ile bozmuş çoğunluk “yaşlı ruhlar”ın manevi beklentilerini anlamakta güçlük çekerler.

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Dünyada Can’ın yaşadığını hatırlamak için Şerefinize



A n ı s ı n a
Benim halim memleketin hali/ Üç gündür kabızım dışarıya çıkamıyorum/ Ne geğirebiliyor ne osurabiliyorum/ İçim gırtlağıma kadar bok/ Her zamanki gündelikçi kadın/ İki kız yollamış yerine/ Acemi şeyler/ Etrafımda dolanıp duruyorlar/ Zaten başım dönüyor/ yemekten içmekten kesildim/ Boyuna lavman yaptırıyorum/ Götüme fitil sokuyorum.
***
Datça’da duruyorum yatıyorum Sabah kalkıp kapıları açıyorum Bütün herkes geliyor Serçeler kumrular İsa çiçekleri Bulutları çağırıyorum geliyorlar Gökyüzü çok fena mav Yürüyemiyorum ayaklarım yok Sanki bir ruhum Sanki bir bademağ’cıyım Benim çağlalarımı yiyin Bir kadeh rakıyla Dünyada Can’ın yaşadığını hatırlamak için Şerefinize 

10 Ağustos 2017 Perşembe

İzmir’in Akşamları

Denizlerin rüzgârı denizlerin,
Gelir vurur kızların bacaklarına.
İzmir’in akşamları İzmir’in,
Herkes saadetini düşünür.

Öpülmez ki denizlerin rüzgârı,
Kolay kolay öpülmez ki.
Bir kaçar bir de durur
Kadınlar gibi.

Denizlerin rüzgârı denizlerin,
İnsan unutur yalnızlığını.
Gemiler yelken açar uzaklarda,
Kim sevmez bu saatlerde yolculuğu.

İzmir’in denizleri koskocaman
Çocuklar uzatır ayaklarını denize.
Midye keser ayaklarını kaçarlar
Sevine sevine.

İzmir’in akşamları İzmir’in,
Nasıl sevilmez
böyle akşamlar.
Bir yanar bir söner Karşıyaka’nın ışıkları,
Gün olur insanı deli eder.

İzmir’in ışıkları İzmir’in,
Barların, vitrinlerin önünde
Gemiler gelir rüzgârla dolu,
Gemiler gider ışıklar içinde.


Gitme Bensiz


A canımın canı, ne de hoş, ne de güzel salına salına gidiyorsun; gitme bensiz. A dostların yaşayışı, gül bahçesine gitme bensiz. A gök, dönme bensiz; a ay, parlama bensiz; a toprak, göverme bensiz; a zaman, geçme bensiz. Bu dünya seninle hoş, o dünya seninle güzel; bu dünyada kalma bensiz, o dünyaya gitme bensiz. A iz’an, bilme bensiz; a dil, söyleme bensiz; a göz, görme bensiz; a can, gitme bensiz. Gece, ay ışığında gösterir yüzünü; ben geceyim, sen aysın bana; a can gitme bensiz. Diken güle sığındı da öyle korundu ateşten; sen gülsün, ben dikeninim senin, gül bahçesine girme bensiz. Gözün üzerimdeyken, senin kıvrık kamçının emrinde koşar dururum. Sen yine hep bak bana böyle, hep sür beni; gitme bensiz. A neşe, padişahın meclisine girip de içme bensiz. A bekçi, varıp da padişahın damına çıkma bensiz. Eyvahlar olsun bu yola iz bilmeden düşene. İzini izlediğim sensin benim, a yol-iz bilen, gitme bensiz. Başkaları aşk diyorlar; ben, aşkın da padişahı diyorum sana. Ey şunun, bunun aklına, vehmine bile gelmeyen, gelmeyecek kadar yüce olan, gitme bensiz.


Sky Diving

Tanrı hayatta ki en güzel şeyleri korkunun karşı tarafına koymuş. Hayatta ki en güzel şeyler korkunuzun maksimum olduğu noktanın diğer tarafında...

 

Tık tık  Will Smith'in Müthiş Anlatımıyla Skydiving Hikayesi - YouTube

 

*** 

 

1999 yılında yaşanan olayda ‘sky diving’ bir kadın, paraşütü açılmadığı için 4400 metreden yere çakılıyor. Sonrasında olanlar ise tam bir film senaryosu gibi... 

 

Tık tık  4400 Metre Yükseklikten Düşen Kadının Hayatta Kalma Hikayesi

  

 

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Duam Budur

A n ı s ı n a 

Fikrin korkusuz olduğu ve başın dik tutulduğu yerde,

Bilginin serbest olduğu ve dünyanın özel duvarlarla dar bölmelere ayrılmadığı yerde,

Sözcüklerin, doğruluğun derinliğinden meydana çıktığı yerde,


Zekânın sürekli olarak genişleyen 
fikir ve eylemle senin tarafından sevk edildiği yerde,

Tanrım, sen benim memleketimi, işte bu özgürlük cennetinde uyandır.

Çeviri: Bülent Ecevit 

İnsanlar değişir ve siz de umursamamayı öğrenirsiniz




Her şeyin bir nedeni olduğuna inanırım. İnsanlar değişir ve siz de umursamamayı öğrenirsiniz, bir şeyler ters gider ve böylelikle her şey yolundayken bunun kıymetini anlayabilirsiniz, yalanlara inanırsınız ve sonunda kendinizden başka kimseye güvenmemeniz gerektiğini anlarsınız; ve bazen iyi şeyler biter ki daha iyileri başlayabilsin.


10 Hayat Dersi...

1. Merakınızın peşinden gidin
"Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım."
Sizin merakınızı çeken nedir? Neyi en çok merak ediyorsunuz? Benim merak ettiğim neden bazı insanlarınbaşarılı olup bazılarının olamadığıdır. Bu yüzden yıllarca başarı üzerine çalıştım. Merakınızın peşinden gidersenizbaşarıya ulaşırsınız.
2. Azim paha biçilmezdir
"Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum."
Belirlediğiniz yolun sonuna ulaşacak kadar sabırlı mısınız? Posta pullarının gideceği yere varasıya kadar mektubayapışıp kalmasından ötürü çok değerli olduğu söylenir. Posta pulu gibi olun ve başladığınız işi bitirin.
3. Bugüne odaklanın
"Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir."
İki atı aynı anda süremezsiniz. Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız. Şimdiye odaklanın ve bütünenerjinizi şu anda yaptığınız işe verin.
4. Hayal gücü güç verir
"Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin ön izlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden dahaönemlidir."
Hayal gücünüz geleceğinizi belirler. Einstein şöyle der: ‘Zekanın gerçek göstergesi hayal gücüdür, bilgi değil’. Buyüzden hayal gücünüzün hantallaşmasına izin vermeyin.
5. Hata yapın
"Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir."
Hata yapmaktan korkmayın. Eğer nasıl okuyacağınızı bilirseniz hatalar sizi daha iyi bir konuma getirebilir. Başarılıolmak istiyorsanız yaptığınız hataları üçe katlayın.
6. Anı yaşayın
"Ben geleceği hiç düşünmem, ne de olsa gelecektir."
Geleceği ayarlamanın tek yolu olabildiğiniz kadar şimdide olmaktır. Şu anda dünü ya da yarını değiştiremezsiniz.Önemli olan tek an şimdidir.
7. Değer yaratın
"Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın."
Zamanınızı başarılı olmak için harcamayın, değerler yaratın. Eğer değerli olursanız başarı kendiliğinden gelecektir.
8. Farklı sonuçlar beklemeyin
"Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek."
Her gün aynı rutinde yaşayarak farklı görünmeyi bekleyemezsiniz. Hayatınızın değişmesini istiyorsanız kendinizi değiştirmelisiniz.
9. Bilgi deneyimden gelir
"Bilgi malumat değildir. Bilmenin tek yolu deneyimlemektir."Bir konuyu tartışabilirsiniz ama bu size sadece felsefi bir anlayış kazandırır. Bir konuyu bilmek istiyorsanız onu deneyimlemelisiniz.
10. Kuralları öğrenin, daha iyi oynayın
"Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz."Yapmanız gereken iki şey var. Birincisi oynadığınız oyunun kurallarını öğrenmek. İkincisi ise oyunu herkesten iyi oynamayı istemek. Bu iki şeyi yaparsanız başarı sizinle olur!


İnsanın yeryüzünde en uzak olduğu nokta sırtıdır aslında.


***
Yaşlı bir Kızılderili ne kadar yanılabilir?
+Bazen yanılabilir.
- Bazen susar.
+ Bazen konuşmak ister.
- Bazen dinlemek ister.
+ Bazen yalnız kalmak ister.
- Bazen arkadaş ister.
+ Bazen gitmek ister.
- Gider bazen.
+ Bazen gidemez.
- Bazen hiç gidememekten korkar.
+ Bazıları sonsuz neşeye dolar.
- Bazıları sonsuz geceye.
+ Bazen ölürsün.
- Bazen ölemezsin.
- Bazen bütün koşullar uygunken bile ölemezsin.
+ Bazen kendinden uzaklaşmak ister insan.
- Bazen gidersin, sırf dönebilmek için.
+ Bazen ağlarsın bayağı.
- Bazen ağlayamıyorsun bayağı bayağı.
+ Bazen içiyorsun, bazen çok ama çok fazla içmek istiyorsun da …bazen sen zaten içmeye gidiyorsun.
- Bazen Acıbadem’den bir taksiye biniyorsun, Kadıköy diyorsun.
+ Bazen yüzüne bile bakmıyor.
+ Bazen bir kadın geliyor oturuyor karşına… ve ağlıyor.
- Kadınlar hep ağlıyor.
+ Bazen bir kadın sana… “En çok korktuğum şey, bir kadının göz yaşıdır” diyor, kendi adına.
- “Eğer çok sevdiysem” diyor… “Eğer çok sevdiysem…”
+ Oysa bilmiyor ki, sevmek de bir… An’a ait.
- Her şeyin başı su.
+ Felsefenin de.
Kaybedenler Kulübü
filoji.com

Çiçekler