30 Ağustos 2017 Çarşamba

ZAFER BAYRAMIMIZ KUTLU OLSUN... 30 Ağostos Zafer Bayramı'nda, Cumhuriyetimizin Kuracusu Büyük Önder M.Kemal ATATÜRK'ü, silah ve dava Arkadaşlarını, Kurtuluş Savaşı'nın tüm kahramanlarını, kanlarıyla, canlarıyla bu toprakları vatan yapan aziz şehitlerimizi, gazilerimizi Saygı ve Minnetle Anıyoruz.


Ben, ömrümde hiçbir edebiyat eserinde, ordulara ilk hedeflerinin Akdeniz olduğunu bildiren günlük emri okurken duyduğum zevki duymadım. Bu, bütün heyecanların üstünde bir heyecan veren, bütün şiirlerin üstünde bir şiirdi. Ne olmuştuk, biliyor musunuz? Kurtulmuştuk.

Ah Mustafa Kemal, Mustafa Kemal, sana ölünceye kadar o günün sevincini ödeyebilmekten başka bir şey düşünmeyeceğim. Konuşmak için dilim, yazmak için kalemim tutuldu. İkdam’daki Yakup Kadri’yi aradım, ilk vapurla İzmir’e gitmeyi teklif ettim.

Nemiz varsa, bağımsız bir devlet kurmuşsak, hür vatandaş olmuşsak, şerefli insanlar gibi dolaşıyorsak, yurdumuzu Batı’nın, vicdanımızı ve kafamızı Doğu’nun pençesinden kurtarmışsak, şu denizlere bizim diye bakıyor, bu topraklarda ana bağrının sıcağını duyuyorsak, belki nefes alıyorsak, hepsini, her şeyi 30 Ağustos Zafer’ine borçluyuz. 



 F.Rıfkı Atay- Çankaya


28 Ağustos 2017 Pazartesi

Melatonin

MELATONİN NEDİR?
Melatonin denilen hormon beyinde ve sadece 23:00 ile 05:00 saatleri arasında salgılanan bir hormondur. Hormonun temel görevi vücudun biyolojik saatini koruyup ritmini ayarlamak. Jetlag denilen hadisenin sebebi de bu hormon. Hormon diger aktioksidan tesirlerini de güçlendiriyor, kanserli hücrelere karşı koruma saglıyor, üreme sistemiyle bağlantısından tutun da yorgunluk , isteksizlik gibi durumların nedenlenlerini de oluşturabiliyor. Şu anda bu hormon yaşlanmayı geciktirici etkisinden dolayı da üzerinde önemle durulan bir hormon. İşin can alıcı noktalarından birisi hormonun çocuklar üzerindeki tesiridir. Avrupada lösemili ve kanserli çocuk sayılarının artmasından ötürü yapılan araştırmalar sonucunda ailelerden istenen bir hususda çocukların kesinlikle karanlık ortamlarda yatırılmaları. Çünkü melatoninin güçlü salgılanmasının kansere karşı koruyucu etkisi olduğu biliniyor. Ancak bu hormon ışığa duyarlı. Deneylerde uyuyan kisinin hormon salgısı izlenirken ışığın açıldığında hormonun azaldığı , karanlıkta yoğun olarak saldılandığı tesbit edilmiş. Bilimsel bir gerçek. Lütfen karanlıkta yatın ve çocuklarınız uyurken ışığı kapatın. Unutmayın körlerde kanser olma oranı yok’a yakındır.


Yaratıcılık




İçindeki Güçleri Sebest Kılmak...Hayatın kendi başına bir anlamı yok. Hayat bir anlam yaratma fırsatıdır. Anlamın keşfedilmesi değil, yaratılması gerekir. Anlamı, ancak onu yaratırsan bulursun. Orada bir çalının arasında durmuyor. Yani sağına soluna bakınca, biraz arayınca bulamazsın. O bulunacak bir kaya gibi durmuyor. O, yaratılacak bir şiir, söylenecek bir şarkı, edilecek bir danstır. Anlam bir danstır; taş değil. Anlam müziktir. Onu ancak yaratırsan bulursun. Bunu unutma. Tanrı, bir nesne değil, bir yaratımdır. Onu ancak yaratanlar bulur. Bence anlamın keşfedilecek bir şey olmaması çok güzel. Aksi halde, insan onu keşfederdi ve sonra başkalarının keşfetmesine gerek kalmazdı. 

Değirmenler

Zaman düşer ellerimden yere 
Oradan tahta boşa 
Saatler çalışır izinsiz 
Hep bir sonraya 
Resimler sararır güneşsizlikten 
Duygular değişir 
Dostlar dağılır dört bir yana 
Kendi yollarına 
Ve sen ben 
Değirmenlere karşı bile bile 
Birer yitik savaşçı 
Akarız dereler gibi denizlere 
Belki de en güzeli böyle 
Uçurtma uçar sözlüğümden 
Geri gelmeyecek bir kuş 
Yaşanmamış kırıntılar 
Sadece bir düş 
Ve sen ben 
Değirmenlere karşı bile bile 
Birer yitik savaşçı 
Akarız dereler gibi denizlere 
Belki de en güzeli böyle

 Birsen Tezer - Değirmenler - YouTube


Anlatabilsek


Böylesine güzellikle bezenmiş bir dünyada
Bugünüyle yarınıyla gerçek olan yanıyla
Sevgiyi kardeşliği yaşamak istiyoruz
Balık suda diridir
Çiçekler toprağında
Çocuk desen yarınların sabahında gizlidir
Bilmeden beklediği karşılıksız sevgidir
Anlatabilsek anlatabilsek
Bugünleri yarınlara
Kanat gibi umutlara
Yaşanacak o yılları anlatabilsek
Öylesine haklıyız ki böylesine küçüğüz
Her geçen günün ardından biraz daha büyürüz
Büyüdükçe düşünür, düşündükçe buluruz
Sizden bize kalacaktır bunca bilgi deneyler
Zincir gibi birbirini tamamlıyor
Bekliyor olsun artık bizi yeni müjdeler
Anlatabilsek anlatabilsek
Bugünleri yarınlara
Kanat gibi umutlara
Yaşanacak o yılları anlatabilsek



Korku ve Sevgi

Tüm insan davranışları en derin boyutta iki duygudan biriyle motive edilir. KORKU ya da SEVGİ.
Gerçekte yalnızca iki duygu vardır. 
Ruhun dili iki sözcükten ibarettir.
Her insan düşüncesi ve davranışı ya sevgiden ya da korkudan kaynaklanır.
Diğer tüm duygular bu iki temel duygunun değişik versiyonlarıdır.
İnsanlar işte bu nedenle tekrar tekrar aynı deneyimleri yaşıyor. 
Bir sarkacın iki ucu gibi. 
Bir duygudan diğerine gidip geliyorlar. 
Sevgi korkuya, korku sevgiye dönüşüyor…
Bunun üzerine derin düşününce doğru olduğunu göreceksiniz...

 Tanrı ile Sohbet


Hayedeh - Tanha Ba Golha


Sadece güllerle söyleşiyorum derdimi
Ne bir kimse haberdardır derdimden ne gönlüm..
Ne de bir kimseye söylemişim gündüzümün gece gibi karanlık olduğunu.
Bir kimse gelmez, bir kişi okumaz asla benim bakışımdan sırrımı
Ki sözler söylenir
Sen bilmezsin yalnız gece güllerle söyleşiyorum gönlümün sözünü
Bir bahar günü gül bahçesinde dinleniyor gibi
Hep gülleri kokluyorum,
Bir bahar günü gül bahçesinde dinleniyor gibi..
sadece güllerle söyleşiyorum derdimi
Ne bir kimse haberdardır derdimden ne gönlüm..
Ne de bir kimseye söylemişim gündüzümün gece gibi karanlık
olduğunu.
Avare bir bulut gibi dönüyor gözlerim yalnızlıkta
Ey mutluluklar günü tekrar ne zaman gelirsin?
Bu gece halimi sen bilmiyorsun
Gözlerimden gönlümün kederini okumuyorsun
Bu gece halimi sen bilmiyorsun
Gözlerimden gönlümün kederini okumuyorsun
Sadece güllerle söyleşiyorum derdimi
Ne bir kimse haberdardır derdimden ne gönlüm..
Ne de bir kimseye söylemişim gündüzümün gece gibi karanlık olduğunu.




Aydınlanmanın Diyalektiği




Toplumda özgürlükle aydınlatan düşünme'nin birbirinden ayrılamayacağını biliyoruz, (...) ne var ki, bu düşünme kavramının, somut tarihsel biçimlerden, iç içe geçtiği toplumsal kurumlardan daha az olmamak üzere, bugün her yerde meydana gelen gerilemenin nüvesini kendinde barındırdığını açık seçik görmüş olduğumuza inanıyoruz. Aydınlanma, bu gerileme momenti üzerinde düşünüp taşınmazsa, o zaman kendi kaderini tayin eder.




18 Ağustos 2017 Cuma

İnsan olmak çok güç efendim, çok güç.

 
Hayat üç bölümdür: Dünyayı değiştireceğini sandığın, dünyanın değişmeyeceğine inandığın ve dünyanın seni değiştirdiğine emin olduğun.
*
Birini sevmeye, koyulmak başlı başına bir iş, bir girişimdir. Güç ister, yürek ister, körlük ister.
Hatta başlangıçta öyle bir an vardır ki uçurumun üstünden sıçramak ister; düşünmeye kalkarsan aşamazsın onu.
*
Kendimi bırakmak, unutmak, uyumak istiyorum.
*
Dostluk, birisi hakkında hüküm vermek demek değildir, dostluk, inanmaktır.
*
Her seçiş bir vazgeçiştir.
*
Düşünüyorum da, diyorum gülerek, hepimiz şurada oturmuşuz, o değerli varoluşumuzu sürdürmek için yiyip içiyoruz. Oysa var olmaya devam etmemiz için hiçbir, ama hiçbir sebep yok.


Düşler



Düşler vardır satılmaz 
Derinde anlatılmaz 
Yüreklerden silinmez 
Bazen de vazgeçilmez 
Kapat gözlerini ve düşün 
İpekten bir deniz 
Pamuktan bir gökyüzü 
İki tomurcuk yüreğimizde 
Belki de sen ve ben ikimiz 
Birbirinin farkında gözlerimiz 
Düşüncelerimiz, olmayacak hayallerimiz 
Ne alınır ne satılır 
Para yerlerde sürünür 
Geçtikçe şu günler 
Anladıkça hayatı 
Birçok şeyin değeri 
Küçüldükçe küçülür


 

Babasına mektup


Belki hatırlamazsın ama bugün sen öleli tam iki yıl oluyor. Ne yazık ki bu süre içinde ben daha iyi ve akıllı olamadım; bu fırsatı da kullanamadım. Oysa yıllar önce, bazı zamanlar, sen olmasaydın birçok şey yapabileceğimi düşünürdüm. Şimdi artık suçun kendimde olduğunu görmek zorundayım. Sana bazı şeyleri anlatamadım. Bir iki yıl daha yaşasaydın ya da dünyaya dönseydin – kısa bir süre için- her şey başka türlü olurdu sanki. Çaresizlik yüzünden birçok şeyin anlamı kayboluyor. Sen olmadıktan sonra sana yazılan mektup ne işe yarar? Fakat ben artık bir meslek adamı oldum babacığım. Yakın çevremde seninle ilgili bir hatıramı anlattığım zaman, ‘Ne güzel’ diyorlar, ‘Bunu bir yerde kullansana.’ Onun için, çok özür dilerim babacığım, seni de bir yerde, mesela bu mektupta kullanmak zorundayım.

Geçen zaman ancak böyle değerleniyormuş; insanın geçmiş yaşantısı ancak böylece anlam kazanıyormuş. Ben, seninle ilgili olayları anlatırken aslında senin nasıl bir insan olduğunu belli etmemeye çalışıyorum; aklımca asıl babamı kendime saklıyorum. Benzer taraflarımız olduğu bir gerçektir. Sen üstüne başına dikkat etmezdin; bense ne kendime bakıyorum ne de arabama. Uzun yıllarını geçirdiğin büyük şehrin sokaklarında ikimiz de kir içinde dolaşıp duruyoruz.

Bazen arabayı bir ara sokakta durdurarak küçük ve karanlık meyhanenin birine giriyorum. Senin deyiminle ‘tedrici intihar’. Sağ olsaydın yazdıklarımdan bir satır anlamamakla birlikte gene de benimle öğünürdün sanıyorum. Galiba biz, babacığım, birbirimizi hep böyle anlamadan sevdik. Aslında yazdıklarım senin deyiminle ‘uydurma’ şeylerdi; annemin seyrederken ağladığı filmler ya da okurken duygulandığı romanlar gibi ‘hepsi uydurma’. Sana yazdığım bu satırların da bir kısmı ‘uydurma’ olabilir; sana açıklamakta zorluk çekeceğim bazı nedenlerle senin anladığın biçimde bir gerçeklikten uzaklaşmak zorundayım.

Senin işin bir bakıma kolaydı babacığım. Birçok şeyi yok sayarak belirli bir düzen içinde yaşadın. Sinemaya gitmedin. Hiç roman okumadın. Zeytinyağlı enginar yemedin. Yabancı ülke özlemi çekmedin. Kimseye hediye almadın. Evde kuşkonmazdan başka bitki yetiştirmedin. Yalnız halk türkülerini sevdin. Basit beğenilerinin yanında beni şaşırtan duyarlıkların vardı…


Kimseler Bilemez

Kimseler bilemez beni
Senin bildiğin kadar
İçinde yan yana uyuduğumuz
Gözlerin
Benim insan parıltılarıma
Dünyanın gecelerinden daha iyi bir gelecek hazırladı
İçinde uçtuğum gözlerin
Yolların gidişine
Dünyanın dışında bir anlam verdi
Bize belirtilenler
Gözlerindeki sonsuz yalnızlığımızı
Artık kendilerini sandıkları gibi değiller
Kimseler bilemez seni
Benim seni bildiğim kadar 


Ben çiçeklileri Renklileri Delileri severim, Bir de delilikleri.




Aydınlanmanın Abc'si

 


 Aydınlanma, kişiliğinizin bilinçsiz sınırlarının farkına varma, bu sınırlardan kurtulma sürecidir. Kendi orijinal yüzünüzü keşfetmekten başka bir şey değildir. Hırs, öfke, keder, endişe; kabullenme, bağlanma, değişim, can sıkıntısı; kapitalizm, ekoloji, evrim, varoluş, zihin, bilgi, adalet ve özgürlük…Her şey kelimelerde gizlidir. Hangi kelimeleri, hangi anlamda kullandığınız, kelimelerden ne anladığınız yaşamınızı belirler.


15 Ağustos 2017 Salı

Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı


1-) ''... İkincisini de Prof. Dr. Reşat Kaynar kaydetmektedir. Atatürk 1932 yılında bir sohbet sırasında, 'Kemalizm diyorsunuz, ne demek Kemalizm?' sorusunu sormakta ve Kemalizm, Socialisme d'Etat(Devlet sosyalizmi) demektir' diye yanıtlamaktadır...'' (Reşat Kaynar, Atatürkçülük Nedir? Varlık Yay. S. 144. 1965)[Aktaran: Attila İlhan,Gâzi'nin 'Tasarımı': 'Devlet Sosyalizmi'! 18 Mart 2002]

2-) Atatürk, 23 yaşında Harp Akademisi öğrencisiyken not defterine şöyle yazar: "Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı" (5 Ocak 1904 Mustafa Kemal Atatürk Atatürk'ün Bütün Eserleri, Cilt 1, Sayfa 15)

3-) Atatürk, 1919’da Samsun’da karaya ayak basıp Amasya’ya geçerken Havza’da karşılaştığı bir Sovyet subayıyla söyleşisinde: Sovyet subayının ne yapmayı amaçlıyorsunuz sorusuna karşılık olarak, bizim hedefimiz devlet sosyalizmidir demiştir. (Kaynak: Alparslan Işıklı)

4-) Sabiha Sertel, anılarında 1924 anayasasının hazırlanması sırasında Ağaoğlu Ahmet Bey’in ağzından Mustafa Kemal’in devlet sosyalizmi düşüncesinde olduğunu şöyle anlatıyor:
"Devletçiliğin anayasaya girmesini istiyorlar. Bu şimdiye kadar kabul edilen maddelere zıttır. Mustafa Kemal’le bu konu üzerinde uzun boylu konuştuk. Kızdı, ‘ben Socialisme d’Etat istiyorum‘ dedi." (Sabiha Sertel, Roman Gibi, Belge Yay. İstanbul, 1987, s.70)
  

"TANRILARIN ARABALARI" yazarından Erich Von Daniken - Tanrıların Şoku


Çok eski çağlardan kalma efsaneler, yazıtlar vearkeolojik bulgular, insanların binlerce, onbinlerce yıl öncesinde de dünya dışından gelenyaratıklarla temas kurduğunu işaret ediyor. Yeni Çağ'ın büyük kâşifleri, çoğu kez "vahşiler"tarafından bir zamanlar atalarını da ziyaret etmiş "Tanrılar" olarak karşılandıklarınıkaydetmişlerdir. Günümüzde de, uzaydan gelenkonuklarla ilgili sayısız tanık ifadesi vardır. Erich von Däniken, bu kitabında bir dizi metin veresimle bu karşılaşmaların nasıl cereyan etmişolabileceğini, "Tanrıların Şoku'na uğrayandünyalıların nasıl tepki gösterdiklerini, gelecekkuşaklara ne gibi aktarımlarda bulunduklarınıbelgelemeye çalışıyor.

Yeni şeyleri kafalan kanştınnak için değil, aksine onlan açıklalmak için getiriyoruz.(Galileo Galilei)
*
Bilgi ağacı gelecekte duruyor ve "her ilerleme sadece ütopyalann gerçekleşmesidir." (Oscar Wilde 1854-1900)


Tamamı burada...Erich Von Daniken - Tanrıların Şoku - Scribd



Sanat



Senin ışığında öğrendim sevmeyi.
Senin güzelliğinde şiirler yaratmayı.

Dans edersin göğsümün içinde,
herkesten saklı,

fakat, görürüm seni ben bazen,
işte bu sanat o manzara.


Çeviri: Vehbi Taşar

 

Birisi




 
Bir şey var aramızda
Senin bakışından belli
Benim yanan yüzümden.
Dalıveriyoruz arada bir.
İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki,
Gülüşerek başlıyoruz söze.
Bir şey var aramızda
Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek.
Fakat ne kadar saklasak nafile
Bir şey var aramızda,
Senin gözlerinde ışıldıyor,
Benim dilimin ucunda.


İnsanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.





Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. 
Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.

Ay Sarayı

Uçurumdan atlamıştım ve son anda bir şey uzandı, beni havada yakaladı. O bir şeyin adına sevgi diyorum. İnsanı düşmekten alıkoyacak tek şey, yerçekimi yasalarını yok edecek kadar güçlü tek şey sevgidir. 

Güneş dündür, Dünya bugün, Ay Gelecek. 

Yaşamını rüzgarın esintisine bıraktığın zaman, daha önce hiç bilmediğin, başka koşullarda öğrenilemeyecek şeyleri keşfediyorsun. 

İnsanlara, istemedikleri şeyleri yapmaya zorlamayacak kadar büyük saygı besliyor.


13 Ağustos 2017 Pazar

Bilim ve Teknoloji

Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır. 1923

Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fenin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir. 1924

Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan olacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.

Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur. 1922

Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır. 1923

Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. 1923

Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır. 1923

Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş, olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa'ya, Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. 1923

İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz, sosyal ilimlerin güzel (yapıcı) yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.


Boncuk Oyunu






Her yaşantının kendine özgü bir büyüsü vardır işte; benim yaşantım da, bastıkça içe gömülen çayır kaplı toprak üzerinde yürüyüp toprağın ve tomurcukların kokusunu solurken, yaklaşan baharın bir mutluluk duygusuyla tarafımdan belirgin olarak algılanması, ardından kokunun mürver dalının fortissimo'sunda yoğunlaşıp güçlenerek duyusal simgeye ve büyüye dönüşmesiydi. 


Bir Dinozorun Anıları

 Zaten insanlar gülümseyerek mutsuzluklarını hem gizlemesini, hem de biraz yenmesini öğrenirler. Gülümsemeyi, gülmeyi, gülmece yeteneğini, “humour” denilen şeyi, yani başkalarının halinden çok kendi haline gülebilmeyi işte bu yüzden önemserim. Bu gülmece yeteneğinden yoksun olanlar, kendilerini hafiften alaya alamayanlar, tam insan değildirler benim gözümde.



Tek ölümsüzler sanatçılardır, şairlerdir, yazarlardır, düşünürlerdir. Şimdi ünlü olmasalar bile, ileride değerleri anlaşılacaktır. Çamurlu bir su birikintisine, bembeyaz, ışıl ışıl ışıldayan çok güzel bir çakıltaşı atmışlardır onlar. Çamurlu sular nasıl olsa bir gün çekilecek, o güzel çakıltaşı gün ışığına çıkacaktır.

Ben tarafsız değilim. Açık seçik taraf tutuyorum. Yobazlığa karşıyım, ırkçılığa karşıyım, gericiliğe karşıyım. İnsanların sömürülmesine ve savaşa karşıyım. Sosyalizmden, sevgiden, kardeşlikten, aydınlıktan yanayım.

Belleğim de hiç güçlü değildir. Bunun nedeni, birçok şeyi kafamdan tamamiyle silmek istememdir belki de. Çünkü bizi derinden yaralayan olayları hiç anmamak, tümüyle unutmak, daha doğrusu unutmuş gibi davranmak zorundayız yaşamaya devam edebilmek için.

Anılarıma başlarken, her şeyden önce, gençliğin bir mutluluk, yaşlılığın ise bir mutsuzluk dönemi olduğu mitosunu yıkmak istiyorum. Gençliğin mutluluğu, gençlerin kendileri dışında neredeyse herkesin inandığı koca bir yalandır. Hiçbir gencin "genç olduğum için aman ne mutluyum" dediği duyulmamıştır. Ama her nedense ihtiyarlar "Ah! Gençken ne mutluydum!" diyerek kendilerini avutup dururlar.

I am an atheist still thank God...Luis Buñuel

Bir dostluğun devamı için az çok aynı çizgide fikir birliği olduğu sürece, ayrı kentlerde ya da ayrı ülkelerde yaşamanız, yıllarca birbirinizi görmemeniz dostluğu hiç zedelemez. Buluşur buluşmaz, iletişim yeniden kuruluverir dakikasında.

İstanbul büyümesine büyüdü; ama çirkinleşerek büyüdü.

Kafa işi yapanlarla kol işi yapanlar arasında ekonomik uçurumların açılmasına katlanamıyorum. Çünkü, kendi suçu olmadan, salt ailesinin ekonomik durumundan ötürü, kol işçisi Ahmet Efendiden kafasını işletmek olasılıklarının esirgendiği için, onun benim gibi profesör değil de çöpçü kaldığını düşünüyorum ve bu yüzden de ömrü boyunca benden daha az para kazanarak cezalandırılmasına gönlüm râzı değil.

Sürekli olarak kişisel mutluluk peşinde koşmak, bir kepazelikten başka bir şey değildir.
Böyle bir dünyada, bunca felaket, bunca yoksulluk, bunca haksızlık ortasında,
gerçekten insan sayılamayacak yaratıklar mutlu olabilirler.
‘’Bana ne dünyanın şurasında burasında, hatta kendi ülkemde kanlı savaşlar varsa;
benim evimde yok ya’’ derler böyleleri.
Başkalarını sokan yılanın günün birinde onları da sokabileceğini hiç düşünmezler bu geri zekalı ‘’bana ne’’ciler.

5 Mayıs 1972’de Deniz’lerin sabaha karşı asıldıklarını duyduğum gün çok yoğun bir utanç yaşamıştım. O üç çocuk kan dökmemişlerdi, kimseyi öldürmemişlerdi ve henüz yirmi beş yaşına basmamışlardı.
Başka bir utanç günüm, Kasım 1982’de faşist anayasasının neredeyse bütün memleket tarafından kabul edildiği gündü.
Bütün Türkler adına utanç duydum.

Yurtseverlikle milliyetçilik kavramları birbirlerine karışır genellikle. Oysa bu ikisi
arasında dünyalar kadar fark vardır.
Yurtsever, doğduğu büyüdüğü toprakları sever; kendi milletinin insanlarına yakınlık
duyar.
Oysa milliyetçi, kendi memleketini yeryüzünün en üstün ülkesi, bu ülkenin insanlarını dünyanın en üstün soyu sayar. ...Böylece faşizme yönelir.

Gelgelelim, "gençlik yanılgılarıdır, olur böyle şeyler" diyerek hoşgörebileceğimiz yaşı çoktan geçmiş, neredeyse kırkına gelmiş bir adam, hala ırkçıysa, hala faşistse; liberal ekonomiyi sömürüp, dalavereyle muazzam servetler yığıyorsa; her gün yalan söylemeyi hakkı sanıyor ve her gün ağız değiştiriyorsa; hala köktendinci bir yobazsa; kadınlara toplumda yer vermeye yanaşmıyorsa; 1400 yıl önceki yaşam biçimini özlüyorsa; kendi dininden ve soyundan olmayanları kıtır kıtır kesmeye hazırsa; asıl amacı demokrasiden işine geldiği kadarı yararlanıp sonra demokrasiyi ortadan kaldırmaksa; bizler demokrasi adına neden böyle bir adama hoşgörü gösterelim.?

Bir insan ne denli üstün zekalı ve bilgili olursa olsun, eğer duyarlılıktan yoksunsa; kafa açısından görkemli bir dev, duygu açısından zavallı bir cüceyse, ben neyleyim böyle bir adamın dostluğunu?

Ancak kadınlara özgü bilinen niteliklerle erkeklere özgü bilinen nitelikleri kendi benliklerinde uyumla kaynaştıranlar gerçek insanlardır. Cinsel açıdan değil, ama ruhsal açıdan biraz hermafrodit olmak gerekir, gerçek bir insan sayılabilmek için.

Psikolojik açıdan kadın erkek ayrımını tamamiyle yanlış buluyorum. Çünkü gerçek bir insan kadın ve erkeğin uyumlu bir karışımıdır.


Delikanlı ihtiyarlar vardır.
Deli kanları dört nala koşar
Çatladı çatlayacak damarlarında.
O deli kanlarını artık pompalayamayan 
Bir et parçası değildir yürekleri. 
Çırpınan bir kızıl güvercindir
Göğüs kafeslerinde.


Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti





Her ne olursa olsun, kurmaca yapıtlar okumaktan vazgeçmeyeceğiz, çünkü onlarda yaşamımıza bir anlam verecek formülü aramaktayız. Sonuçta, yaşamımız süresince, bize neden dünyaya geldiğimizi ve yaşadığımızı söyleyecek bir ilk öykünün arayışı içindeyiz. Kimi zaman kozmik bir öykü arıyoruz, evrenin öyküsünü, kimi zaman da kendi bireysel öykümüzü. Kimi zaman kendi bireysel öykümüzü evrenin öyküsüyle çakıştırmayı umuyoruz.


Şiir ve Kadın

Doğa sarıyı daha az kullanır
Diğer renklerden;
Günbatımlarına sakla hepsini
Saçıp savurarak maviyi

Bir kadın gibi harcar kızılı
Oysa çok az kullanır sarıyı
Ve ancak geldiğinde yeri
Bir aşığın sözcükleri gibi.

Tanrı konusunu işlerken şüphecilikten de ayrılmadı. Bunu aşağıdaki dizelerinde görebiliriz:
Cenneti yukarıda hiç bulamaz
Aşağıda bulamayan.
Tanrı'nın konutu benimkiyle yanyana
Eşyası aşktan.


 Bir çok şiirinde umutsuz olan meçhul aşk ilişkisinden bahsediyor:
“Bana, tatlım, iki miras bıraktın,-/ Aşk mirasıydı biri/ Gökteki Tanrı sevinirdi,/ O’na sunulsaydı eğer; / Bana acının sınırlarını bıraktın/ Engin deniz gibi;/ Sonsuzluk ve zaman arasında,/ Senin bilincin ve benimki.“

“Kalbim, unutacağız onu,/ Bu gece, sen ve ben./Ben ışığı unutayım,/Onun sıcaklığını sen. /Unuttuğun vakit, söyle bana,/ Ola ki düşüncem donar./Acele et, oyalanırken sen,/Hatırlayabilirim tekrar.“ 

Agorafobik Kadınlar....
 Agorafobi kavramına gerçekten kadın perspektifinden bakmak için, tarihin en ünlü münzevilerinden biri olan Amerikalı kadın şair Emily Dickinson'ın yaşantısına bakmak gerek. Dickinson, bir şiirin de şöyle der:

"Yazgıysa neden bütün bunlara
Diyarı yok erkek akrabanın
Bir zindandan başka
Hapsettiği –Yalnızca Ev"

Tık...http://www.gnoxis.com/agorafobik-kadinlar-18949.html


12 Ağustos 2017 Cumartesi

Dünyada Can’ın yaşadığını hatırlamak için Şerefinize



A n ı s ı n a
Benim halim memleketin hali/ Üç gündür kabızım dışarıya çıkamıyorum/ Ne geğirebiliyor ne osurabiliyorum/ İçim gırtlağıma kadar bok/ Her zamanki gündelikçi kadın/ İki kız yollamış yerine/ Acemi şeyler/ Etrafımda dolanıp duruyorlar/ Zaten başım dönüyor/ yemekten içmekten kesildim/ Boyuna lavman yaptırıyorum/ Götüme fitil sokuyorum.
***
Datça’da duruyorum yatıyorum Sabah kalkıp kapıları açıyorum Bütün herkes geliyor Serçeler kumrular İsa çiçekleri Bulutları çağırıyorum geliyorlar Gökyüzü çok fena mav Yürüyemiyorum ayaklarım yok Sanki bir ruhum Sanki bir bademağ’cıyım Benim çağlalarımı yiyin Bir kadeh rakıyla Dünyada Can’ın yaşadığını hatırlamak için Şerefinize 

10 Ağustos 2017 Perşembe

İzmir’in Akşamları

Denizlerin rüzgârı denizlerin,
Gelir vurur kızların bacaklarına.
İzmir’in akşamları İzmir’in,
Herkes saadetini düşünür.

Öpülmez ki denizlerin rüzgârı,
Kolay kolay öpülmez ki.
Bir kaçar bir de durur
Kadınlar gibi.

Denizlerin rüzgârı denizlerin,
İnsan unutur yalnızlığını.
Gemiler yelken açar uzaklarda,
Kim sevmez bu saatlerde yolculuğu.

İzmir’in denizleri koskocaman
Çocuklar uzatır ayaklarını denize.
Midye keser ayaklarını kaçarlar
Sevine sevine.

İzmir’in akşamları İzmir’in,
Nasıl sevilmez
böyle akşamlar.
Bir yanar bir söner Karşıyaka’nın ışıkları,
Gün olur insanı deli eder.

İzmir’in ışıkları İzmir’in,
Barların, vitrinlerin önünde
Gemiler gelir rüzgârla dolu,
Gemiler gider ışıklar içinde.


Gitme Bensiz


A canımın canı, ne de hoş, ne de güzel salına salına gidiyorsun; gitme bensiz.

A dostların yaşayışı, gül bahçesine gitme bensiz.

 A gök, dönme bensiz; a ay, parlama bensiz; a toprak, göverme bensiz; a zaman, geçme bensiz.

Bu dünya seninle hoş, o dünya seninle güzel; bu dünyada kalma bensiz, o dünyaya gitme bensiz.

A iz’an, bilme bensiz; a dil, söyleme bensiz; a göz, görme bensiz; a can, gitme bensiz.
Gece, ay ışığında gösterir yüzünü; ben geceyim, sen aysın bana; a can gitme bensiz.
Diken güle sığındı da öyle korundu ateşten; sen gülsün, ben dikeninim senin, gül bahçesine girme bensiz.
Gözün üzerimdeyken, senin kıvrık kamçının emrinde koşar dururum.
Sen yine hep bak bana böyle, hep sür beni; gitme bensiz.
A neşe, padişahın meclisine girip de içme bensiz.
A bekçi, varıp da padişahın damına çıkma bensiz.
Eyvahlar olsun bu yola iz bilmeden düşene.
İzini izlediğim sensin benim, a yol-iz bilen, gitme bensiz.
Başkaları aşk diyorlar; ben, aşkın da padişahı diyorum sana.
Ey şunun, bunun aklına, vehmine bile gelmeyen, gelmeyecek kadar yüce olan, gitme bensiz.


7 Ağustos 2017 Pazartesi

Duam Budur

A n ı s ı n a 

Fikrin korkusuz olduğu ve başın dik tutulduğu yerde,

Bilginin serbest olduğu ve dünyanın özel duvarlarla dar bölmelere ayrılmadığı yerde,

Sözcüklerin, doğruluğun derinliğinden meydana çıktığı yerde,


Zekânın sürekli olarak genişleyen 
fikir ve eylemle senin tarafından sevk edildiği yerde,

Tanrım, sen benim memleketimi, işte bu özgürlük cennetinde uyandır.

Çeviri: Bülent Ecevit 

Her şeyin bir nedeni olduğuna inanırım.




İnsanlar değişir ve siz de umursamamayı öğrenirsiniz, bir şeyler ters gider ve böylelikle her şey yolundayken bunun kıymetini anlayabilirsiniz, yalanlara inanırsınız ve sonunda kendinizden başka kimseye güvenmemeniz gerektiğini anlarsınız; ve bazen iyi şeyler biter ki daha iyileri başlayabilsin.


Çiçekler