18 Ağustos 2017 Cuma

İnsan olmak çok güç efendim, çok güç.

 
Hayat üç bölümdür: Dünyayı değiştireceğini sandığın, dünyanın değişmeyeceğine inandığın ve dünyanın seni değiştirdiğine emin olduğun.

Düşler



Düşler vardır satılmaz 
Derinde anlatılmaz 
Yüreklerden silinmez 
Bazen de vazgeçilmez 
Kapat gözlerini ve düşün 
İpekten bir deniz 
Pamuktan bir gökyüzü 
İki tomurcuk yüreğimizde 
Belki de sen ve ben ikimiz 
Birbirinin farkında gözlerimiz 
Düşüncelerimiz, olmayacak hayallerimiz 
Ne alınır ne satılır 
Para yerlerde sürünür 
Geçtikçe şu günler 
Anladıkça hayatı 
Birçok şeyin değeri 
Küçüldükçe küçülür


 

Oğuz Atay'dan babasına mektup


Belki hatırlamazsın ama bugün sen öleli tam iki yıl oluyor. Ne yazık ki bu süre içinde ben daha iyi ve akıllı olamadım; bu fırsatı da kullanamadım. Oysa yıllar önce, bazı zamanlar, sen olmasaydın birçok şey yapabileceğimi düşünürdüm. Şimdi artık suçun kendimde olduğunu görmek zorundayım. Sana bazı şeyleri anlatamadım. Bir iki yıl daha yaşasaydın ya da dünyaya dönseydin – kısa bir süre için- her şey başka türlü olurdu sanki. Çaresizlik yüzünden birçok şeyin anlamı kayboluyor. Sen olmadıktan sonra sana yazılan mektup ne işe yarar? Fakat ben artık bir meslek adamı oldum babacığım. Yakın çevremde seninle ilgili bir hatıramı anlattığım zaman, ‘Ne güzel’ diyorlar, ‘Bunu bir yerde kullansana.’ Onun için, çok özür dilerim babacığım, seni de bir yerde, mesela bu mektupta kullanmak zorundayım.

Geçen zaman ancak böyle değerleniyormuş; insanın geçmiş yaşantısı ancak böylece anlam kazanıyormuş. Ben, seninle ilgili olayları anlatırken aslında senin nasıl bir insan olduğunu belli etmemeye çalışıyorum; aklımca asıl babamı kendime saklıyorum. Benzer taraflarımız olduğu bir gerçektir. Sen üstüne başına dikkat etmezdin; bense ne kendime bakıyorum ne de arabama. Uzun yıllarını geçirdiğin büyük şehrin sokaklarında ikimiz de kir içinde dolaşıp duruyoruz.

Bazen arabayı bir ara sokakta durdurarak küçük ve karanlık meyhanenin birine giriyorum. Senin deyiminle ‘tedrici intihar’. Sağ olsaydın yazdıklarımdan bir satır anlamamakla birlikte gene de benimle öğünürdün sanıyorum. Galiba biz, babacığım, birbirimizi hep böyle anlamadan sevdik. Aslında yazdıklarım senin deyiminle ‘uydurma’ şeylerdi; annemin seyrederken ağladığı filmler ya da okurken duygulandığı romanlar gibi ‘hepsi uydurma’. Sana yazdığım bu satırların da bir kısmı ‘uydurma’ olabilir; sana açıklamakta zorluk çekeceğim bazı nedenlerle senin anladığın biçimde bir gerçeklikten uzaklaşmak zorundayım.

Senin işin bir bakıma kolaydı babacığım. Birçok şeyi yok sayarak belirli bir düzen içinde yaşadın. Sinemaya gitmedin. Hiç roman okumadın. Zeytinyağlı enginar yemedin. Yabancı ülke özlemi çekmedin. Kimseye hediye almadın. Evde kuşkonmazdan başka bitki yetiştirmedin. Yalnız halk türkülerini sevdin. Basit beğenilerinin yanında beni şaşırtan duyarlıkların vardı…


Kimseler Bilemez

Kimseler bilemez beni
Senin bildiğin kadar
İçinde yan yana uyuduğumuz
Gözlerin
Benim insan parıltılarıma
Dünyanın gecelerinden daha iyi bir gelecek hazırladı
İçinde uçtuğum gözlerin
Yolların gidişine
Dünyanın dışında bir anlam verdi
Bize belirtilenler
Gözlerindeki sonsuz yalnızlığımızı
Artık kendilerini sandıkları gibi değiller
Kimseler bilemez seni
Benim seni bildiğim kadar 


Ben çiçeklileri Renklileri Delileri severim, Bir de delilikleri.




Aydınlanmanın Abc'si

 


 Aydınlanma, kişiliğinizin bilinçsiz sınırlarının farkına varma, bu sınırlardan kurtulma sürecidir. Kendi orijinal yüzünüzü keşfetmekten başka bir şey değildir. Hırs, öfke, keder, endişe; kabullenme, bağlanma, değişim, can sıkıntısı; kapitalizm, ekoloji, evrim, varoluş, zihin, bilgi, adalet ve özgürlük…Her şey kelimelerde gizlidir. Hangi kelimeleri, hangi anlamda kullandığınız, kelimelerden ne anladığınız yaşamınızı belirler.

15 Ağustos 2017 Salı

Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı


1-) ''... İkincisini de Prof. Dr. Reşat Kaynar kaydetmektedir. Atatürk 1932 yılında bir sohbet sırasında, 'Kemalizm diyorsunuz, ne demek Kemalizm?' sorusunu sormakta ve Kemalizm, Socialisme d'Etat(Devlet sosyalizmi) demektir' diye yanıtlamaktadır...'' (Reşat Kaynar, Atatürkçülük Nedir? Varlık Yay. S. 144. 1965)[Aktaran: Attila İlhan,Gâzi'nin 'Tasarımı': 'Devlet Sosyalizmi'! 18 Mart 2002]

2-) Atatürk, 23 yaşında Harp Akademisi öğrencisiyken not defterine şöyle yazar: "Evvela sosyalist olmalı, maddeyi anlamalı" (5 Ocak 1904 Mustafa Kemal Atatürk Atatürk'ün Bütün Eserleri, Cilt 1, Sayfa 15)

3-) Atatürk, 1919’da Samsun’da karaya ayak basıp Amasya’ya geçerken Havza’da karşılaştığı bir Sovyet subayıyla söyleşisinde: Sovyet subayının ne yapmayı amaçlıyorsunuz sorusuna karşılık olarak, bizim hedefimiz devlet sosyalizmidir demiştir. (Kaynak: Alparslan Işıklı)

4-) Sabiha Sertel, anılarında 1924 anayasasının hazırlanması sırasında Ağaoğlu Ahmet Bey’in ağzından Mustafa Kemal’in devlet sosyalizmi düşüncesinde olduğunu şöyle anlatıyor:
"Devletçiliğin anayasaya girmesini istiyorlar. Bu şimdiye kadar kabul edilen maddelere zıttır. Mustafa Kemal’le bu konu üzerinde uzun boylu konuştuk. Kızdı, ‘ben Socialisme d’Etat istiyorum‘ dedi." (Sabiha Sertel, Roman Gibi, Belge Yay. İstanbul, 1987, s.70)
  

"TANRILARIN ARABALARI" yazarından Erich Von Daniken - Tanrıların Şoku


Çok eski çağlardan kalma efsaneler, yazıtlar vearkeolojik bulgular, insanların binlerce, onbinlerce yıl öncesinde de dünya dışından gelenyaratıklarla temas kurduğunu işaret ediyor. Yeni Çağ'ın büyük kâşifleri, çoğu kez "vahşiler"tarafından bir zamanlar atalarını da ziyaret etmiş "Tanrılar" olarak karşılandıklarınıkaydetmişlerdir. Günümüzde de, uzaydan gelenkonuklarla ilgili sayısız tanık ifadesi vardır. Erich von Däniken, bu kitabında bir dizi metin veresimle bu karşılaşmaların nasıl cereyan etmişolabileceğini, "Tanrıların Şoku'na uğrayandünyalıların nasıl tepki gösterdiklerini, gelecekkuşaklara ne gibi aktarımlarda bulunduklarınıbelgelemeye çalışıyor.

Yeni şeyleri kafalan kanştınnak için değil, aksine onlan açıklalmak için getiriyoruz.(Galileo Galilei)
*
Bilgi ağacı gelecekte duruyor ve "her ilerleme sadece ütopyalann gerçekleşmesidir." (Oscar Wilde 1854-1900)


Tamamı burada...Erich Von Daniken - Tanrıların Şoku - Scribd



Hatalarınız...






Bütün sözlerinizi ve hareketlerinizi övenleri değil; Hatalarınız nazikçe eleştirenleri sadık kabul edin...


Sanat




Senin ışığında öğrendim sevmeyi.
Senin güzelliğinde şiirler yaratmayı.

Dans edersin göğsümün içinde,
herkesten saklı,

fakat, görürüm seni ben bazen,
işte bu sanat o manzara.


Çeviri: Vehbi Taşar

 

Birisi

Bir şey var aramızda Senin bakışından belli Benim yanan yüzümden. Dalıveriyoruz arada bir. İkimiz de aynı şeyi düşünüyoruz belki, Gülüşerek başlıyoruz söze. Bir şey var aramızda Onu buldukça kaybediyoruz isteyerek. Fakat ne kadar saklasak nafile Bir şey var aramızda, Senin gözlerinde ışıldıyor, Benim dilimin ucunda.


Zorba








Mutluluğun, basit ve açık bir şey olup, bir bardak şarap, bir kestane, kendi halinde bir mangalcık ve denizin uğultusundan başka bir şey olmadığına aklım yattı. Yalnız, bütün bunların, mutluluk olduğunu insanın anlayabilmesi için basit ve açık bir kalbe sahip olması gerekiyordu.

Ay Sarayı

Uçurumdan atlamıştım ve son anda bir şey uzandı, beni havada yakaladı. O bir şeyin adına sevgi diyorum. İnsanı düşmekten alıkoyacak tek şey, yerçekimi yasalarını yok edecek kadar güçlü tek şey sevgidir. 

Güneş dündür, Dünya bugün, Ay Gelecek. 

Yaşamını rüzgarın esintisine bıraktığın zaman, daha önce hiç bilmediğin, başka koşullarda öğrenilemeyecek şeyleri keşfediyorsun. 

İnsanlara, istemedikleri şeyleri yapmaya zorlamayacak kadar büyük saygı besliyor.


Kronik Mutsuz İnsanların Rahatsız Edici Alışkanlıkları

Mutluluk tanımlanması çok zor bir şeydir ve bir çok şekilde meydana gelebilir. Diğer taraftan mutsuzluğun tespiti çok kolaydır; onu gördüğünüzde tanırsınız ve sizi ne zaman esir alacağını bilirsiniz.
Mutsuzluk adeta "pasif içici" olmak gibi, çevrenizdeki herkes için ölümcüldür. Stanford Üniversitesinden Terman'ın ünlü çalışması ile 8 yıl boyunca denekler takibe alındı , sağlıksız bir yapının ve kısa yaşam süresinin mutsuz insanlar ile aynı ortamda bulunma ile bağlantılı olduğu tespit edildi.
Mutluluk sizin düşündüğünüzden daha az yaşam şartları ile bağlantılıdır. Illinois Üniversitesinde yapılan araştırmalara göre en iyi kazanan insanlar (yılda 10 milyon$) yanlarında çalıştırdıkları Jane ve Joe'lardan sadece bir miktar fazla mutlu oluyorlar.
Yaşam koşullarının mutluluğunuza katabileceği çok fazla şey yoktur.Çünkü daha fazla mutluluk sizin kendi kontrolünüzde dir-mutluluğunuz alışkanlıklarınızın ve hayata bakışınızın ürünüdür. Kaliforniya Üniversitesinde mutluluk üzerinde çalışan psikologlar genlerinizin ve yaşam koşullarınızın mutluluğunuzun ancak %50'sinden mes'ul olduğunu bulmuşlardır. Gerisi size bağlıdır.
"Anayasa insana sadece mutluluğunu sürdürme hakkı verir. Siz onu kendiniz elde edersiniz".-Benjamin Franklin.
Mutsuz Alışkanlıkları
İnsanlar mutsuzken onların çevresinde bulunmak,onlarla yalnız çalışmak çok zordur. Mutsuzluk insanları sizden uzaklaştırır,sizi muktedir olduğunuz her şeyi yapmaktan geri tutan bir kısır döngü oluşturur.
Mutsuzluk sizi sürpriz bir şekilde yakalayabilir. Mutluluğunuzun büyük bölümü yakından izlemek zorunda olduğunuz ve sizi uçuruma sürüklemediğinden emin olmanız gereken alışkanlıklarınız tarafından belirlenir. (düşüncede ve eylemde)
Bazı alışkanlıklar diğer alışkanlıklardan daha fazla mutsuzluğa yol açar. Aşağıda saydığımız 10 alışkanlığa karşı özellikle dikkatli olmalısınız. Bu alışkanlıkların sizde mevcut olmadığından emin olmak için kendinizi dikkatlice izleyin.

Mutlu olmak için geleceği beklemek. Kendi kendinize ben mutlu olacağım "Eğer ki...." demek bu alışkanlıkların en basiti dir. Bu ifadeyi nasıl sonlandırdığınızın bir önemi yok ( terfi alırsam,daha iyi ücret alırsam veya yeni bir ilişkim olursa şeklinde sonlandırabilirsiniz) çünkü bu ifade durumlara çok fazla vurgu yapıyor ve mutluluğu engelleyen durumların gelişmesine katkıda bulunuyor. Ruh haliniz üzerinde kanıtlanmış hiç bir etkisi olmayan şeyleri beklemekle vaktinizi harcamayın. Bunun yerine şimdi ve hemen şu anda mutlu olmaya odaklanın, çünkü geleceğin garantisi yoktur.

"Bir şeyleri" elde etmek için çok fazla zaman ve efor harcamak Aşırı yoksulluk içinde yaşayan insanların mali durumları iyileşince mutluluklarında önemli bir artış oluyor, fakat yıllık gelir 20.000$'ın altına düştüğünde para ile gelen bu mutluluk hızla azalmaya başlıyor. Maddi şeylerin seni mutlu etmediğini gösteren okyanuslar kadar araştırma var. Bir şeylerin peşinde koşuşturmayı alışkanlık haline getirdiğinde mutsuz olma olasılığın artıyor çünkü onları elde ettikten sonra yaşadığın hayal kırıklıklarının ötesinde onları kazanma pahasına ailen ,arkadaşların ve hobilerin gibi seni mutlu edecek daha gerçek şeylerden olduğunu keşfediyorsun.

Evde Kalmak. Mutsuz olduğunda diğer insanlardan uzaklaşmak ruh halin için cezbedici gelebilir ama sosyalleşme açısından büyük bir hatadır. Hepimiz için kafamıza yorganı çekip herkes ile konuşmayı reddetmek istediğimiz günler vardır. Fakat anlayın ki bu bir eğilim olmaya başladığı dakika ruh halinizi bozar. Mutsuzluk sizi anti-sosyal yapmaya başladığı an bu dediğimi hatırlayın ve dışarı çıkıp insanların arasına karışmaya kendinizi zorlayın,o anda farkı göreceksiniz.

Kendinizi Kurban Görmek. Mutsuz insanlar hayatın zor ve insanın kontrolü dışında olduğu pozisyonundan hareket etmeye eğilimlidir. Başka bir deyişle, "Hayat beni dışlıyor ve bu konuda yapabileceğim hiç bir şey yok." Bu felsefe ile ilgili temel sorun bunun çaresizlik duygusunu körüklemesidir ve kendisini çaresiz hisseden insanlar büyük olasılıkla bir şeyleri daha iyi hale getirmek için çaba göstermezler. Herkes belli zamanlarda kendisini aşağıda hissetme hakkına sahipken,bu etkinin hayata bakış açınıza yansıdığına müsaade ettiğinizde durumun farkına varmanız önemlidir. Başına kötü şeyler gelen tek kişi sen değilsin ve harekete geçmek istediğin taktirde geleceğini kontrol etmek senin elindedir.

Pesimizm. (Kötümserlik) Hiç bir şey kötümserlik kadar daha çok mutsuzluğu körüklemez. Kötümser tavır ile ilgili sorun onun kendini gerçekleştiren bir kehanet olmasıdır: kötü şeyler beklerseniz kötü şeyler almanız olasıdır. Kötümser şeylerin ne kadar mantıksız olduğunun farkına varmadan onlardan kurtulmak zordur. Kendinizi gerçeği görmeye zorlayın ve fark edeceksiniz ki bir şeyler göründüğü kadar kötü değildir.

Yakınmak. Yakınmak, ardında yatan tavrın verdiği rahatsızlık kadar tek başına da yeterince rahatsız edicidir. Yakınmak kendi kendini güçlendiren bir davranıştır. Bir şeylerin ne kadar kötü olduğunu sürekli konuşarak-ve dolayısıyla düşünerek-negatif inançlarınızı doğrulamış oluyorsunuz. Sizi rahatsız eden şeyler hakkında konuşmak sizin daha iyi hissetmenize yardımcı oluyor iken, yakınmak ile mutsuzluğu körüklemek arasında da ince bir çizgi vardır. Sizi mutsuz etmesinin ötesinde yakınmak diğer insanları da sizden uzaklaştırır.

Orantısız Sallama. Kötü şeyler herkesin başına geliyor. Aradaki fark mutlu insanlar kötü şeylerin onları geçici uğrak yeri olarak gördüğünü bilirler oysa mutsuz insanlar en ufak negatif şeyi hayatın onları dışladığının kanıtı olarak görürler. Mutlu insanları yollarına çıkan ufak tefek kazalar üzer ama onlar bir şeyleri derinlemesine ele almasını bilirler: "Ne aksilikti ama neyse ki ciddi bir şey değildi." diğer taraftan mutsuz insanlar bu aksiliği kullanarak o günlerinin,o haftalarının, o aylarının, belki de bütün yaşamlarının o aksilikten kaynaklandığının kanıtı olarak görür.

Sorunları halının altına süpürmek. Mutlu insanlar her hareketlerinden mes'ul dur. Bir hata yaptıklarında onu üstlenirler. Diğer taraftan mutsuz insanlar sorunları ve hataları kendilerine tehdit olarak görürler, o yüzden gizlemeye çalışırlar. Problemler görmezden gelindiğinde büyümeye eğilimlidir. Bir problemin üstüne gitmediğiniz sürece o problem bir şey yapamayacağınızı hissedeceğiniz kadar zor bir hale gelir,sonra da aynen kurban olma duygusuna geri dönersiniz.

Gelişmemek. Mutsuz insanlar kötümser oldukları için ve kendi hayatları üzerinde kontrol eksiklikleri olduğu için arkalarına yaslanıp hayatın onlara bir şey yapmasını beklemeye eğilimlidirler. Hedefler koymak,öğrenmek ve kendilerini geliştirmek yerine sadece yavaştan alırlar ve bir şeylerin neden değişmediğini merak ederler.

Jones'lara yetişmeye çalışmak. Kıskançlık ve haset mutluluk ile uyumsuzdur bu yüzden sürekli olarak kendinizi birileri ile karşılaştırmaya devam ediyorsanız buna bir dur demenin vakti geldi. Bir çalışmada, çoğu denek daha az para kazanmanın eğer ki başkaları da aynı olacaksa kendileri için sorun olmadığını söylemişlerdir. Bu tür düşüncelere karşı dikkatli olun, sizi mutlu etmeyeceği gibi çok sık olmasa bile ters etkisi vardır.

Sonuç Olarak
Mükemmel bir mutluluk adına alışkanlıklarınızı değiştirmek kendiniz için yapabileceğiniz en iyi şeylerden bir tanesidir. Ama aynı zamanda bu başka sebepten ötürü de önemlidir-mutluluğunuzun kontrolünü ele almak çevrenizdeki herkesin de mutlu olmasını sağlar.

Dr. Travis Bradberry
Çeviri: Azmi Ulaş

13 Ağustos 2017 Pazar

Bilim ve Teknoloji

Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır. 1923

Dünyada herşey için, medeniyet için, hayat için, başarı için en gerçek yol gösterici ilimdir, fendir. İlim ve fennin dışında yol gösterici aramak gaflettir, cahilliktir, doğru yoldan sapmaktır. Yalnız ilmin ve fenin yaşadığımız her dakikadaki safhalarının gelişimini anlamak ve ilerlemeleri zamanında takip etmek şarttır. Bin, iki bin, binlerce yıl önceki ilim ve fen lisanının koyduğu kuralları, şu kadar bin yıl sonra bugün aynen uygulamaya kalkışmak elbette ilim ve fennin içinde bulunmak değildir. 1924

Gözlerimizi kapayıp tek başımıza yaşadığımızı düşünemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile alakasız yaşayamayız... Aksine yükselmiş, ilerlemiş, medeni bir millet olarak medeniyet düzeyinin üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fen ile olur. İlim ve fen nerede ise oradan olacağız ve her millet ferdinin kafasına koyacağız. İlim ve fen için kayıt ve şart yoktur.

Hiçbir tutarlı kanıta dayanmayan birtakım geleneklerin, inanışların korunmasında ısrar eden milletlerin ilerlemesi çok güç olur; belki de hiç olmaz. İlerlemede geleneklerin kayıt ve şartlarını aşamayan milletler, hayatı, akla ve gerçeklere uygun olarak göremez. Hayat felsefesini geniş bir açıdan gören milletlerin egemenliği ve boyunduruğu altına girmeye mahkumdur. 1922

Başarılı olmak için aydın sınıfla halkın zihniyet ve hedefi arasında doğal bir uyum sağlamak lazımdır. Yani aydın sınıfın halka telkin edeceği idealler, halkın ruh ve vicdanından alınmış olmalıdır. 1923

Halka yaklaşmak ve halkla kaynaşmak daha çok aydınlara yöneltilen bir vazifedir. Gençlerimiz ve aydınlarımız niçin yürüdüklerini ve ne yapacaklarını önce kendi beyinlerinde iyice kararlaştırmalı, onları halk tarafından iyice benimsenip kabul edilebilecek bir hale getirmeli, onları ancak ondan sonra ortaya atmalıdır. 1923

Taassup cahilliğe dayanır. Bundan dolayı taassubu olan cahildir. İlim mutlaka cahilliği yener, o halde halkı aydınlatmak lazımdır. 1923

Bu millet ve memleket ilme, irfana çok muhtaç; tahsil yapmış, diploma almış gelmiş, olanları korumak kadar doğal ve lüzumlu bir şey olmaktan başka, parti parti eğitim ve öğretim görmek için ilim ve fen almak için Avrupa'ya, Amerika'ya ve her tarafa çocuklarımızı göndermeye mecburuz ve göndereceğiz. İlim ve fen ve ihtisas nerede varsa, sanat nerede varsa gidip, öğrenmeye mecburuz. Bu nedenle artık himaye ok zayıf kalır. Bunun yerine mecburiyet geçerli olur. 1923

İlim ve özellikle sosyal bilimler dalındaki işlerde ben emir vermem. Bu alanda isterim ki beni bilim adamları aydınlatsınlar. Onun için siz kendi ilminize, irfanınıza güveniyorsanız, bana söyleyiniz, sosyal ilimlerin güzel (yapıcı) yönlerini gösteriniz, ben takip edeyim.


Boncuk Oyunu






Her yaşantının kendine özgü bir büyüsü vardır işte; benim yaşantım da, bastıkça içe gömülen çayır kaplı toprak üzerinde yürüyüp toprağın ve tomurcukların kokusunu solurken, yaklaşan baharın bir mutluluk duygusuyla tarafımdan belirgin olarak algılanması, ardından kokunun mürver dalının fortissimo'sunda yoğunlaşıp güçlenerek duyusal simgeye ve büyüye dönüşmesiydi. 


Bir Dinozorun Anıları

 Zaten insanlar gülümseyerek mutsuzluklarını hem gizlemesini, hem de biraz yenmesini öğrenirler. Gülümsemeyi, gülmeyi, gülmece yeteneğini, “humour” denilen şeyi, yani başkalarının halinden çok kendi haline gülebilmeyi işte bu yüzden önemserim. Bu gülmece yeteneğinden yoksun olanlar, kendilerini hafiften alaya alamayanlar, tam insan değildirler benim gözümde.



Anlatı Ormanlarında Altı Gezinti





Her ne olursa olsun, kurmaca yapıtlar okumaktan vazgeçmeyeceğiz, çünkü onlarda yaşamımıza bir anlam verecek formülü aramaktayız. Sonuçta, yaşamımız süresince, bize neden dünyaya geldiğimizi ve yaşadığımızı söyleyecek bir ilk öykünün arayışı içindeyiz. Kimi zaman kozmik bir öykü arıyoruz, evrenin öyküsünü, kimi zaman da kendi bireysel öykümüzü. Kimi zaman kendi bireysel öykümüzü evrenin öyküsüyle çakıştırmayı umuyoruz.


Şiir ve Kadın

Doğa sarıyı daha az kullanır
Diğer renklerden;
Günbatımlarına sakla hepsini
Saçıp savurarak maviyi

Bir kadın gibi harcar kızılı
Oysa çok az kullanır sarıyı
Ve ancak geldiğinde yeri
Bir aşığın sözcükleri gibi.

Tanrı konusunu işlerken şüphecilikten de ayrılmadı. Bunu aşağıdaki dizelerinde görebiliriz:
Cenneti yukarıda hiç bulamaz
Aşağıda bulamayan.
Tanrı'nın konutu benimkiyle yanyana
Eşyası aşktan.


 Bir çok şiirinde umutsuz olan meçhul aşk ilişkisinden bahsediyor:
“Bana, tatlım, iki miras bıraktın,-/ Aşk mirasıydı biri/ Gökteki Tanrı sevinirdi,/ O’na sunulsaydı eğer; / Bana acının sınırlarını bıraktın/ Engin deniz gibi;/ Sonsuzluk ve zaman arasında,/ Senin bilincin ve benimki.“

“Kalbim, unutacağız onu,/ Bu gece, sen ve ben./Ben ışığı unutayım,/Onun sıcaklığını sen. /Unuttuğun vakit, söyle bana,/ Ola ki düşüncem donar./Acele et, oyalanırken sen,/Hatırlayabilirim tekrar.“ 

Agorafobik Kadınlar....
 Agorafobi kavramına gerçekten kadın perspektifinden bakmak için, tarihin en ünlü münzevilerinden biri olan Amerikalı kadın şair Emily Dickinson'ın yaşantısına bakmak gerek. Dickinson, bir şiirin de şöyle der:

"Yazgıysa neden bütün bunlara
Diyarı yok erkek akrabanın
Bir zindandan başka
Hapsettiği –Yalnızca Ev"

Tık...http://www.gnoxis.com/agorafobik-kadinlar-18949.html


2017 İçin Okurlara İlham Verecek 7 Tavsiye







Bu yazıyı gazeteci, yazar ve eleştirmen Gabino Iglesias’ın LitHub’da yayınlanan “10 Things Every Reader Should Do in 2017” başlıklı makalesinden kısaltarak çevirdim.


 Dahası burada...2017 İçin Okurlara İlham Verecek 7 Tavsiye

Laurell K. Hamilton





Bir an gelir birini seversiniz. O iyi ya da kötü olduğu için hissetmezsiniz bunu. Sadece seversiniz. Bu sonsuza dek birlikte olacağınız anlamına gelmez. Birbirinizi incitmeyeceğiniz anlamına da gelmez. Yalnızca seversiniz. Bazen olduğu kişiye rağmen, bazense olduğu kişi yüzünden. Ve onun da sizi sevdiğini bilirsiniz. Kimi zaman sırf siz olduğunuz için, kimi zamansa size rağmen. 


Kendini ruhen yaşlanmış hissedenlerin yaşadığı 10 durum


“Kimi insanlar 18’inde yaşlı, kimileri ise 90 yaşında genç hissedebilir. Yani zaman, insanoğlunun yarattığı sanal bir kavramdan başka bir şey değildir” Yoko Ono

Kendilerini tam olarak ifade edemediklerini düşünürler

Kendilerini ruhen yaşlanmış hisseden “yaşlı ruhlar”ın en büyük problemlerinden biri de, çevreleri tarafından anlaşılamamaktır. Çünkü bu tip insanlar, etraflarındakiler tarafından genelde “tuhaf” bulunurlar. Özellikle tüketim toplumumun altın çağını yaşadığı günümüzde, aklını materyalizm ile bozmuş çoğunluk “yaşlı ruhlar”ın manevi beklentilerini anlamakta güçlük çekerler.

12 Ağustos 2017 Cumartesi

Dünyada Can’ın yaşadığını hatırlamak için Şerefinize



A n ı s ı n a
Benim halim memleketin hali/ Üç gündür kabızım dışarıya çıkamıyorum/ Ne geğirebiliyor ne osurabiliyorum/ İçim gırtlağıma kadar bok/ Her zamanki gündelikçi kadın/ İki kız yollamış yerine/ Acemi şeyler/ Etrafımda dolanıp duruyorlar/ Zaten başım dönüyor/ yemekten içmekten kesildim/ Boyuna lavman yaptırıyorum/ Götüme fitil sokuyorum.
***
Datça’da duruyorum yatıyorum Sabah kalkıp kapıları açıyorum Bütün herkes geliyor Serçeler kumrular İsa çiçekleri Bulutları çağırıyorum geliyorlar Gökyüzü çok fena mav Yürüyemiyorum ayaklarım yok Sanki bir ruhum Sanki bir bademağ’cıyım Benim çağlalarımı yiyin Bir kadeh rakıyla Dünyada Can’ın yaşadığını hatırlamak için Şerefinize 

10 Ağustos 2017 Perşembe

İzmir’in Akşamları

Denizlerin rüzgârı denizlerin,
Gelir vurur kızların bacaklarına.
İzmir’in akşamları İzmir’in,
Herkes saadetini düşünür.

Öpülmez ki denizlerin rüzgârı,
Kolay kolay öpülmez ki.
Bir kaçar bir de durur
Kadınlar gibi.

Denizlerin rüzgârı denizlerin,
İnsan unutur yalnızlığını.
Gemiler yelken açar uzaklarda,
Kim sevmez bu saatlerde yolculuğu.

İzmir’in denizleri koskocaman
Çocuklar uzatır ayaklarını denize.
Midye keser ayaklarını kaçarlar
Sevine sevine.

İzmir’in akşamları İzmir’in,
Nasıl sevilmez
böyle akşamlar.
Bir yanar bir söner Karşıyaka’nın ışıkları,
Gün olur insanı deli eder.

İzmir’in ışıkları İzmir’in,
Barların, vitrinlerin önünde
Gemiler gelir rüzgârla dolu,
Gemiler gider ışıklar içinde.


Gitme Bensiz


A canımın canı, ne de hoş, ne de güzel salına salına gidiyorsun; gitme bensiz. A dostların yaşayışı, gül bahçesine gitme bensiz. A gök, dönme bensiz; a ay, parlama bensiz; a toprak, göverme bensiz; a zaman, geçme bensiz. Bu dünya seninle hoş, o dünya seninle güzel; bu dünyada kalma bensiz, o dünyaya gitme bensiz. A iz’an, bilme bensiz; a dil, söyleme bensiz; a göz, görme bensiz; a can, gitme bensiz. Gece, ay ışığında gösterir yüzünü; ben geceyim, sen aysın bana; a can gitme bensiz. Diken güle sığındı da öyle korundu ateşten; sen gülsün, ben dikeninim senin, gül bahçesine girme bensiz. Gözün üzerimdeyken, senin kıvrık kamçının emrinde koşar dururum. Sen yine hep bak bana böyle, hep sür beni; gitme bensiz. A neşe, padişahın meclisine girip de içme bensiz. A bekçi, varıp da padişahın damına çıkma bensiz. Eyvahlar olsun bu yola iz bilmeden düşene. İzini izlediğim sensin benim, a yol-iz bilen, gitme bensiz. Başkaları aşk diyorlar; ben, aşkın da padişahı diyorum sana. Ey şunun, bunun aklına, vehmine bile gelmeyen, gelmeyecek kadar yüce olan, gitme bensiz.


Sky Diving

Tanrı hayatta ki en güzel şeyleri korkunun karşı tarafına koymuş. Hayatta ki en güzel şeyler korkunuzun maksimum olduğu noktanın diğer tarafında...

 

Tık tık  Will Smith'in Müthiş Anlatımıyla Skydiving Hikayesi - YouTube

 

*** 

 

1999 yılında yaşanan olayda ‘sky diving’ bir kadın, paraşütü açılmadığı için 4400 metreden yere çakılıyor. Sonrasında olanlar ise tam bir film senaryosu gibi... 

 

Tık tık  4400 Metre Yükseklikten Düşen Kadının Hayatta Kalma Hikayesi

  

 

7 Ağustos 2017 Pazartesi

Duam Budur

A n ı s ı n a 

Fikrin korkusuz olduğu ve başın dik tutulduğu yerde,

Bilginin serbest olduğu ve dünyanın özel duvarlarla dar bölmelere ayrılmadığı yerde,

Sözcüklerin, doğruluğun derinliğinden meydana çıktığı yerde,


Zekânın sürekli olarak genişleyen 
fikir ve eylemle senin tarafından sevk edildiği yerde,

Tanrım, sen benim memleketimi, işte bu özgürlük cennetinde uyandır.

Çeviri: Bülent Ecevit 

İnsanlar değişir ve siz de umursamamayı öğrenirsiniz




Her şeyin bir nedeni olduğuna inanırım. İnsanlar değişir ve siz de umursamamayı öğrenirsiniz, bir şeyler ters gider ve böylelikle her şey yolundayken bunun kıymetini anlayabilirsiniz, yalanlara inanırsınız ve sonunda kendinizden başka kimseye güvenmemeniz gerektiğini anlarsınız; ve bazen iyi şeyler biter ki daha iyileri başlayabilsin.


10 Hayat Dersi...

1. Merakınızın peşinden gidin
"Benim özel bir yeteneğim yok. Yalnızca tutkulu bir meraklıyım."
Sizin merakınızı çeken nedir? Neyi en çok merak ediyorsunuz? Benim merak ettiğim neden bazı insanlarınbaşarılı olup bazılarının olamadığıdır. Bu yüzden yıllarca başarı üzerine çalıştım. Merakınızın peşinden gidersenizbaşarıya ulaşırsınız.
2. Azim paha biçilmezdir
"Çok zeki olduğumdan değil, sorunlarla uğraşmaktan vazgeçmediğimden başarıyorum."
Belirlediğiniz yolun sonuna ulaşacak kadar sabırlı mısınız? Posta pullarının gideceği yere varasıya kadar mektubayapışıp kalmasından ötürü çok değerli olduğu söylenir. Posta pulu gibi olun ve başladığınız işi bitirin.
3. Bugüne odaklanın
"Güzel bir kızı öperken düzgün araba kullanan birisi, öpücüğe hak ettiği dikkati vermiyor demektir."
İki atı aynı anda süremezsiniz. Bir şeyler yapabilirsiniz ama her şeyi yapamazsınız. Şimdiye odaklanın ve bütünenerjinizi şu anda yaptığınız işe verin.
4. Hayal gücü güç verir
"Hayal gücü her şeydir. Sizi bekleyen güzelliklerin ön izlemesi gibidir. Hayal gücü bilgiden dahaönemlidir."
Hayal gücünüz geleceğinizi belirler. Einstein şöyle der: ‘Zekanın gerçek göstergesi hayal gücüdür, bilgi değil’. Buyüzden hayal gücünüzün hantallaşmasına izin vermeyin.
5. Hata yapın
"Hiç hata yapmamış bir insan yeni bir şey denememiş demektir."
Hata yapmaktan korkmayın. Eğer nasıl okuyacağınızı bilirseniz hatalar sizi daha iyi bir konuma getirebilir. Başarılıolmak istiyorsanız yaptığınız hataları üçe katlayın.
6. Anı yaşayın
"Ben geleceği hiç düşünmem, ne de olsa gelecektir."
Geleceği ayarlamanın tek yolu olabildiğiniz kadar şimdide olmaktır. Şu anda dünü ya da yarını değiştiremezsiniz.Önemli olan tek an şimdidir.
7. Değer yaratın
"Başarılı olmaya değil, değerli olmaya çalışın."
Zamanınızı başarılı olmak için harcamayın, değerler yaratın. Eğer değerli olursanız başarı kendiliğinden gelecektir.
8. Farklı sonuçlar beklemeyin
"Delilik: Aynı şeyleri tekrar tekrar yapıp farklı sonuçlar beklemek."
Her gün aynı rutinde yaşayarak farklı görünmeyi bekleyemezsiniz. Hayatınızın değişmesini istiyorsanız kendinizi değiştirmelisiniz.
9. Bilgi deneyimden gelir
"Bilgi malumat değildir. Bilmenin tek yolu deneyimlemektir."Bir konuyu tartışabilirsiniz ama bu size sadece felsefi bir anlayış kazandırır. Bir konuyu bilmek istiyorsanız onu deneyimlemelisiniz.
10. Kuralları öğrenin, daha iyi oynayın
"Oyunun kurallarını öğrenmek zorundasınız. Böylece herkesten iyi oynayabilirsiniz."Yapmanız gereken iki şey var. Birincisi oynadığınız oyunun kurallarını öğrenmek. İkincisi ise oyunu herkesten iyi oynamayı istemek. Bu iki şeyi yaparsanız başarı sizinle olur!


İnsanın yeryüzünde en uzak olduğu nokta sırtıdır aslında.


***
Yaşlı bir Kızılderili ne kadar yanılabilir?
+Bazen yanılabilir.
- Bazen susar.
+ Bazen konuşmak ister.
- Bazen dinlemek ister.
+ Bazen yalnız kalmak ister.
- Bazen arkadaş ister.
+ Bazen gitmek ister.
- Gider bazen.
+ Bazen gidemez.
- Bazen hiç gidememekten korkar.
+ Bazıları sonsuz neşeye dolar.
- Bazıları sonsuz geceye.
+ Bazen ölürsün.
- Bazen ölemezsin.
- Bazen bütün koşullar uygunken bile ölemezsin.
+ Bazen kendinden uzaklaşmak ister insan.
- Bazen gidersin, sırf dönebilmek için.
+ Bazen ağlarsın bayağı.
- Bazen ağlayamıyorsun bayağı bayağı.
+ Bazen içiyorsun, bazen çok ama çok fazla içmek istiyorsun da …bazen sen zaten içmeye gidiyorsun.
- Bazen Acıbadem’den bir taksiye biniyorsun, Kadıköy diyorsun.
+ Bazen yüzüne bile bakmıyor.
+ Bazen bir kadın geliyor oturuyor karşına… ve ağlıyor.
- Kadınlar hep ağlıyor.
+ Bazen bir kadın sana… “En çok korktuğum şey, bir kadının göz yaşıdır” diyor, kendi adına.
- “Eğer çok sevdiysem” diyor… “Eğer çok sevdiysem…”
+ Oysa bilmiyor ki, sevmek de bir… An’a ait.
- Her şeyin başı su.
+ Felsefenin de.
Kaybedenler Kulübü
filoji.com

4 Ağustos 2017 Cuma

Devrimin amacını anlamış olanların, onu korumaya her zaman güçleri yetecektir.






Şu Çılgın Türkler



Sevgili gençler! İstiklál Savaşı, dünyadaki en meşru, en ahlaklı, en haklı, en kutsal savaşlardan biridir. Emperyalizmi ve yamaklarını dize getiren, bir enkazdan yepyeni, çağdaş bir devlet kurmayı başaran atalarınızla gurur duyun, şehit ve gazi atalarınızın onurunu yalancılara çiğnetmeyin.


Tamamı burada... Turgut Özakman Şu Çılgın Türkler 

Che Guevara ile Fidel Castro arasındaki diyalog

Küba’da devrim yapılmış,  yürütülen mücadelenin ekonomik atak safhasına geçme gereği doğmuştur. Devlet bakanlıklarına ve ekonomik gidişata ilişkin toplantıda Fidel kürsüden:

"ekonomiyi düzeltmeliyiz, kaynakları etkin kullanmalıyız"

yönünde söylev verirken

"aranızda iyi bir ekonomist var mıdır?"


der. Koca salonda bir tek Che'nin eli havadadır. Fidel bunun üzerinde Che ye

"senin ekonomiden anladığını bilmiyordum"

der. Che tarihi yanıtını verir

"ben senin: aranızda iyi bir komünist var mı? dediğini sanmıştım..."


    NOT: Burada püf nokta İspanyolca'da "economista" ile "comunista" arasındaki okunuş benzerliğidir.

    Meksikada Castro ile Che'in bir dostlarının evinde yediği yemek sonrasında geçtiği diyalog:

(Asıl konu şudur; Castro Kübada yapmak istediklerini anlatır. Sonra Ernesto'ya "Sen de benim ile bu yola çıkacak mısın?"dır)

Castro: "Ernesto, Şimdi benimle Kübaya gelip devrimi yapacak mısın?"

Ernesto: "Sen biraz delisin! Devrimi yapacağız halkı kurtaracağız."

(Birbirlerine bakıp gülerler)

Castro: "Evet Ernesto, cevabını bekliyorum "

Ernesto: "Tamam geleceğim ama bir şartım var; Küba'dan sonra Bütün Latin Amerikada sonrada dünyada yapacağız bu devrimi!"

Castro (Gülümseyerek): "Ben biraz deliyim; fakat dostum, sen zır delisin!"

tr.wikiquote.org 


Aynı Şeyi Yapmaya Devam Ediyorsanız Farklı Sonuçlar Beklemeyin

Her sabah içimde bir coşku ile uyanıyorum. Sanki hayatta olduğum gerçeği içime işliyor; ben hayatla dolup taşan bir masalın bir karakteriyim...Jostein Gaarder
*
Yaptığınız şey işe yaramıyorsa beceriksiz olduğunuzu düşünmeyin, sadece başka bir şekilde yapmayı deneyin ve ne olacağını görün... Giorgo Nardone
*
Büyülü insanlar var. Size söz veriyorum, onları gördüm. Gezegenin her köşesinde saklılar. Normal insan kılığında dolaşıyorlar. Kendi özel biçimlerini gizliyorlar. Herkes gibi davranmaya çalışıyorlar. Bu yüzden onları bulmak çok zor olabilir. Ama bir kere buldunuz mu, geri dönüşü yoktur. Onları unutamazsınız. Kimseye söylemeyin, ama sihirlerinin o kadar güçlü olduğunu söylüyorlar ki size bir kez dokunurlarsa, sonsuza dek sizinle kalır diyorlar... Anonim
*
20 yaşındayken, herkes tanrının onlara verdiği yüzü kullanır, 40 yaşlarında hayatın onlara verdiği yüzü kullanmaya başlarlar ve 60’da da kendi kazandıkları yüzü kullanırlar... Albert Schweitzer
*
İlk önce tozu kaldırırız ve sonra da hiçbir şey görememekten şikayet ederiz... Berkeley
*
Öznellik, nesnellik ve psikoloji birleştiğinde insan düşüncesinde önemli bir adım atıldığına ikna olacağım...Ivan Pavlov
*
Önemsiz gördüğümüz duygularımızın hayatımızın rehberi olduğunu ve biz farkına bile varamadan onları takip ettiğimizi unutmayalım...Vincent van Gogh
*
Duygular vahşi atlar gibidir. Hayat yolunda nasıl ilerlediğimizi açıklayan birer yardımcı değil, doğrudan bizi ayakta tutan, yaşatan bu duygulardır... Paulo Cohelo
*
Zengin olmak mı istiyorsunuz? Zenginliğinizi artırmaya uğraşmayın. Bunun yerine açgözlülüğünüzü yok etmeye çalışın... Epicure
*
Bir kişi, gerekli ruhsal temele sahipse teknolojik cazibelere ve sahip olma çılgınlığına kapılmazlar. Fazla şey istemeden doğru dengeyi nasıl bulacaklarını bilirler. Sürekli tehlike, en azılı düşmanlarımızdan olan açgözlülüğe kapıyı açmakta yatar ve ruhun asıl işi işte buradadır... Dalai Lama
*
Kanıtlamamızı sağlayan mantıktır, fakat keşfetmemizi sağlayan sezgidir... Henri Poincaré
*
Korkan kişiye korkak demeyin, onlara sadece sarılın ve deyin ki, diğer her şeyden farklı olarak, canavarlar sen onlara isim verdiğin için var olurlar... Elvira Sastre
*
Zayıflıklarımızın yerine irademizi koymak zorundayız... Carlos Slim
*
Hayat denizde bir yolculuk yapmak gibidir: sakin ve fırtınalı günleri vardır; önemli olan kendi gemimize iyi bir kaptan olmaktır... Jacinto Benavente
*
Yalnızca fazla ileri gitmeyi göze alanlar ne kadar ileri gidebileceklerini öğrenme ihtimaline sahiptir... T. S. Eliot
*
Spor yapmak için vakit bulamadığını söyleyenler, er ya da geç hasta olmak için vakit bulacaklardır... Edward Stanley
*
Var olan her şey dil ile başladı. Ve dil de dinleyerek... Jeanette Winterson
*
Kendime göre bir iyimserlik anlayışım var. Bir kapıdan giremezsem, bir diğerinden girer ya da bir başka kapı açarım. Şu an ne kadar karanlık olursa olsun, muhteşem bir şey gelecektir... Rabindranath Tagore
*
Hiçbir kötümser, yıldızların sırrını keşfetmemiş, bilinmez sularda yol almamış, insan ruhuna kapı açmamıştır...Hellen Keller
*
Şüpheleriniz kadar yaşlı ve kendinize olan güveniniz kadar gençsiniz... Samuel Ullman
*
Her insanın karakterinde üç farklı katman vardır: Gerçekten sahip olduğu karakter, dünyaya gösterdiği karakter ve bireyin sahip olduğunu düşündüğü karakter... Alphonse Karr
*
Yoksulluk, zenginliğin azalmasından değil arzuların çoğalmasından kaynaklanır... Plato
*
Savaş meydanında can verenleri neden onurlandırmayalım? İnsan, kendi içindeki uçuruma girerek de az ya da çok cesaret gösterebilir... William Butler Yeats
*
Doğruyu özenle aramak, insanı inceleme alanının önceliği olmalıdır... Ciceron
*
Bazen planladığımız hayatı terk etmeliyiz çünkü artık o planları yapan kişi değilizdir... Anonim
*
Eğer güven alanında kalmaya ısrar ederseniz, fazla uzağa gidemezsiniz... Catherine Pulsifer
*
Biri bir defasında, birini sevip sevmediğini düşünmek için durduğun anda, o kişiyi sevmeyi sonsuza kadar bırakırsın demişti... Carlos Ruiz Zafón
*
Yüzünü güneşe doğru çevir, böylece gölgeleri görmezsin... Helen Keller
*
Kanıtlamamızı sağlayan mantıktır, fakat keşfetmemizi sağlayan sezgidir... Henri Poincaré
*
Şansı yaver gitmemiş biri uçurumun derinliğini pek de umursamaz... Lord Byron
*
Aşkta daima çılgınlık vardır. Ama çılgınlıkta da biraz akıl vardır... Friedrich Nietzsche
*
Çocuklar, sözlerinizden pek fazla şey öğrenmezler; yalnızca eylemleriniz ve eylemlerinizin sözlerinizle tutarlılığı onlara bir şeyler öğretebilir... Joan Manuel Serrat
*
Saçınızı kesiyor ve şekil veriyorsunuz ama egonuzu şekillendirmek hiç aklınıza gelmiyor... Albert Einstein
*
Çatışmaların olmadığı düzgün bir yalnızlık, eksikliğin hakim olduğu yarım bir ilişkiden iyidir...Walter Riso
*
Aşkta umut, bırakmamız gereken ilk şeydir...Walter Riso
*
Geçmişinizdeki kişiler konusunda endişelenmeyin. Geleceğinize ulaşamamış olmalarının bir sebebi var... Paulo Coelho
*
Rahatsız edici duygular ve zehirli ilişkiler, hastalıklara yol açan faktörler içindedir... Daniel Goleman
*
Her türlü ilişkide, karşı tarafın masaya hiçbir şey koymadığını düşünüyorsanız, o kişiye karşı saygınızı yitirmeye başlarsınız... Sherry Argov
*
Yere düşersen, seni ayağa kaldırırım. Yoksa seninle birlikte uzanırım... Julio Cortázar
*
Çünkü aramadan seni her yerde buluyorum, özellikle de gözlerimi kapadığımda... Julio Cortázar
*
İnsanın kendini fethetmesi öyle büyük bir başarıdır ki yalnızca büyük bir insan buna cesaret edebilir... Pedro Calderón de la Barca
*
Bütün başarıların yüzde doksan dokuzu, bahane yaratma alışkanlığına sahip kişilerden kaynaklanır... George Washington Carver
*
Bilinçli bir şekilde yapılan yazma eylemi, bilinçsizce çizilen bir öz portreyle aynı şeydir... Maks Pulver
*
İmkansız olanı istemek, bir zeka hastalığıdır... Anonim
*
Olumlu düşünceler yaptığınız her şeyi etkiliyor ve çevrenizdeki her şeye iyi birer titreşim veriyorlar... Norman Vincent Peale
*
Eğer yaşamak sizin için keyifliyse, hayal görmek daha da keyiflidir fakat en güzeli uyanmaktır... Antonio Machado
*
Aynalar vicdanınıza benzer. Kendinizi olduğunuz ve olmadığınız gibi görebilirsiniz, çünkü kendini aynada yakından gören kişi, kusurlarını saklamaya çalışır ve uyum sağlamak üzere bu kusurları düzeltmek ister...Miguel Ángel Asturias
*
Meseleleri olduğu gibi değil kendi olduğumuz gibi görürüz... Jiddu Krishnamurti
*
Çocuklarınızı hayatın güçlüklerinden korumaya çalışmayın. Aksine, onlara bu güçlükleri aşmayı öğretin...Louis Pasteur
*
Önyargı, aptalların akıl yürütmesidir...Voltaire
*
Önyargı, cehaletin ürünüdür...William Hazlitt
*
Bir önyargı, görünür hiç bir desteği olmayan belirsiz bir fikirdir... Ambrose Bierce
*
Kişilik, mukayeselerin bittiği yerde başlar... Karl Lagerfeld
*
Hayat denizde bir yolculuk yapmak gibidir: sakin ve fırtınalı günleri vardır; önemli olan kendi gemimize iyi bir kaptan olmaktır... Jacinto Benavente

aklinizikesfedin.com


Hayatı güzelleştiren şey nedir?


"Hayat öyle kısa ki; tartışmalara, özür dilemelere kıskançlıklara, hesap sormalara zaman yok. Sadece sevmek için zaman var ve bunun için, tabiri caizse sadece 'bir an' var."


Tamamı tık tık






Duygular Yaşam Enerjisidir

            Duygular bir enerjidir. Enerji şekil değiştirir ama yok olmaz. Duygularımızı görmezden gelebiliriz, inkâr edebiliriz, bastırabiliriz ama onları yok edemeyiz. Duygu enerjisi yaşam enerjisidir. İfade edilerek açığa çıkmayı ister. Yaşamı anlamlı kılar. Duygular ifade edilmediği takdirde, bedende enerji tıkanıklığı yaratır.

           Yaşamı canlı kılan şey duyguların akışıdır. Akışı olmayan bir su birikintisi bir süre sonra bataklığa dönüşür. Duyguları tıkanmış olan insan da kendi ruhsal bataklığını oluşturur. Tıkanmış, birikmiş duygular bedenden dört yolla açığa çıkarlar: ağlamak, gülmek, kızgınlık, orgazm. Bu dört yol, aşırı duygu birikiminin emniyet supabı görevini üstlenir. Bedene aşırı duygu yüklemenin basıncını bir dereceye kadar hafifletir. Hepimiz farklıyız, dünyayı farklı farklı algılarız. Aynı olaya farklı tepkiler veririz. İç dünyalarımız farklı. Bu farklılıkları oluşturan şey ise duygularımız.

           Her insanın temel amacı kendisini tanımaktır ? bu amacın bilinçli olarak farkında olmasa bile- Bu yüzden duygularımızın ne anlama geldiğini nereden kaynaklandığını bilmemiz, duyguların mesajını anlamamız son derece önemlidir.

           Bizi insan kılan duygularımızın doğası hakkında farkındalığımız arttıkça ? empati? denilen başkalarını hissederek anlayabilme yeteneğimizde artacaktır. Başkalarının duygularını anlamak ise kendi duygularımızı anlamakla mümkündür. Empatik yaklaşım ?yaşama kendi gözlüklerimle değil, senin gözlüklerinle baktığımda seni anlayabilirim? duyarlılığına sahip olmaktır.

           Duygularımız ruhumuzun sesidir. Onları bir engel olarak da algılayabiliriz, bize yol gösteren, kendimizi tanımamıza yarayan bir pusula olarak da.  Duygu dilini bilmekle bilmemek arasındaki fark da bıçağın adam kesmekle salata yapmak arasındaki kullanım farkı gibidir.

           Duygularınızla kavga etmeyi mi seçiyorsunuz, barışık olmayı mı ? Duygularınızı bastırmayı mı seçiyorsunuz, ifade etmeyi mi? Duygularınız mı sizi seçiyor, siz mi duygularınızı?

Geçmişin Gölgeleri -Nil Gün
 

Babanız Yaşasaydı Ona Ne Söylerdiniz?


Cenetteki babalara mektup var...Babaları vefat etmiş ünlülere 'Babanız yaşasaydı ona ne söylerdiniz?' diye sordu. Kimi yarım kalan şeyleri tamamladı, kimi babasına nasıl layık olduğunu söyledi ama hepsinin ortak duygusu özlemdi..

Yağmur Kızılok (Fikret Kızılok)
"Baba, emin ol, hiçbir şey kaçırmadın. Türkiye aynı Türkiye... İnsanlar gittikçe daha da aynılaşıyor ve kalabalıklaşıyor. Belki kaçırdığın tek şey, senin teknende seni anarak yediğim güzel balıklar ve içtiğim şaraplar. Bir de, 30'una yaslanmış oğlunun gittikçe sana benzeyen hali... Üstelik fotoğrafına bakınca beni fotoğrafçılık yapmaya iten nedeni daha da iyi anlıyorum. Ne güzel bakmışsın be baba!"

Teoman (Hasan Basri Yakupoğlu)
"Bir çocuk iki yaşındayken babası ölmüşse, onunla ilgili anıları varlığıyla değil, yokluğuyla ilgili oluyor. Yine de iki tane anı parçacığı kalmış bende. Birinde, ben gece yarısı uyanmışım, sen koşup kucağına alıyorsun... Diğerindeyse, salonda hazırlanmış bir yatakta bitkin yatıyor ve sürekli öksürüyorsun. İkişer saniyelik iki hatıra... Resimlerine baktım hep. Şimdi benim boy- larımda aynı boydaymışız zaten esmer, zayıf, güleç, zarif bir adam. Evde senden bahsedildiği ve ağlanıldığı zamanlarda içeriye kaçtıysam da bir kulağım orada oldu hep. Mavi gömlekleri sevdiğini, günde iki kere tıraş olduğunu, inatçılığını, zekiliğini ve nasıl tüm ailenin gözbebeği olduğunu öğrendim yan odadan. Adımı koyarken de zorlanmışsın. Hatta adım önce Alper'miş, nüfus cüzdanımı çıkarttıktan sonra Teoman ismini çok beğenip değiştirmişsin ismimi. Adımı çok sevişim ondan. Seni tanıyan herkesin, geçen onca yıla karşın adını söylerken sesleri titriyor ve gözlerinde hep bir sevgi ve buğu var. Azıcık zamanda herkesin kalbine girmiş ve çıkmamışsın. Ölerek beni çok üzdün; ama böyle bir adam olduğun için hep gurur duydum seninle. Beni tanısan, sen de gurur duyardın, eminim..."

Kerem Alışık (Sadri Alışık)
"Günaydın babacığım. Nasıl iyi uyudun mu? Ben pek uyuyamadım. Tuhaf bir rüya gördüm. Göz gözü görmez bir güz gecesinde uzaklara; çok uzaklara giden bir gemiye biniyorsun. Bütün dostlar, seni sevenler, hayranların orada. Hepsiyle teker teker vedalaşıyorsun. En sonunda sıra bana geliyor. Sen rüzgara doğru durmuşsun. Sarılıyoruz birbirimize; hiç bırakmamacasına... Nefesinle, kokunla, sıcaklığınla, yüreğinle; bütün varlığınla kucaklıyorsun beni. Yorgun ellerinde bir kez daha tanışıyorum sevgiyle. Sonra göz göze geliyoruz. 'Bu bir veda değil, bir merhabadır' diyorsun, 'Annene, sana ve hayata...' Sonra ayrılıyoruz. Ben rıhtımda kalıyorum. Sen gemiye çıkıp bana el sallıyorsun. Ben teşekkür ediyorum sana. Bana; güvenmeyi, sevmeyi, inanmayı ve hayatı öğrettiğin için. İşte böyle bir rüyaydı babacığım. Ne denir? Hayırlı olsun inşallah."

Kenan Doğulu (Yurdaer Doğulu)
"Bugünüm sensiz geçti Cehennemde bir asırdı sanki Gözlerim iflas etti Çığırından çıktı gözyaşlarım Hani her şeyindim bensiz sen yoktun Ayrılamazdık ya Gül dudaklım sihir gözlüm dön... Karabulutları sensizliğin Çöküyor üstüme yavaş yavaş Çiçeğimin renkleri bir bir soluyor Sensiz günlerde pembeler nerde? Yanarım ben sensizliğime Doyamam senin sevgine Bağlarım kopar uçarım gökyüzüne Umutlar gelip geçer Mutluluklar bir an sürer Sensizlik canım ölümden beter

Emrah Karaca (Cem Karaca)
"Sürekli, tekrar tekrar senin geldiğini görüyorum rüyalarımda ve konuşuyoruz... Ben hep hesap soruyorum, 'Neden bırakıp gittin, neden böyle, nasıl?' diye... Ama gerçekten gelsen, herhalde konuşmadan sadece özlemle, hasretle ve daha önce hiç sarılmadığım gibi sarılır öperdim seni; sözcüklere, cümlelere gerek duymadan... Seni seviyorum baba ve teşekkür ederim sana; bana bu kadar güzel bir isim bıraktığın için..."


2 Ağustos 2017 Çarşamba

Belli ki sevmek en büyük beceriksizliğimiz!




Konuşabiliyorsak kitapların ve filmlerin, tarihin yazdığı aşkların, eskiden yaşanmışların güzelliğini, bu yalnızlığımız neden?  Belli ki sevmek en büyük beceriksizliğimiz!





HUZUR İÇİNDE UYU Ahmet Cemal 


31 Temmuz 2017 Pazartesi

Yaşam Görüşü


Felâket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak önlemleri düşünmek gerekir. Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.

Yaşamın seyri

Yaşam pek kısa! Çocukluk ve okul bir kısmını alıyor; geriye kalanını ise, uyku yarıya indiriyor. Uykusuzluğu giderecek ve vücuda verdiği istirahat gıdasını sağlayacak komprimeler bulunsa… Bir gün o da olacaktır. Nitekim tıp, kimya, uyutmak için pek güzel ilâçlar yapmışlardır.
(Cevat Abbas Gürer, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s. 59)

Bizim dünyamız -bilirsiniz- topraktan, sudan ve havadan oluşmuştur. Yaşamın da esas unsurları, bunlar değil midir? Bu unsurlardan birinin eksikliği, yalnız eksikliği değil, sadece bozukluğu, yaşamı imkânsız kılar.
1935 (Atatürk’ün S.D.II, s.278)

Yaşam bir ilerleme, bir dinamizm kaynağıdır. İnsan, ona kendini uydurmak zorundadır. 
(Afetinan, M.K.Atatürk’ten Y., s.8)

Bir hatıra defterine, defterdeki diğer kimselerin yazılarını okuduktan sonra defter sahibine hitaben yazdıkları:

Hatırat defterini başkalarının yazıları ile doldurmaya heves etmektense, yaşam defterini kendi çalışma ve erdem eserlerinle doldurmaya bak!
1923 (Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi,Sayı: 1, 1984, s. 286-287)

Ölüm

Ölüm, yaradılışın en doğal bir yasasıdır.
1923 (Atatürk’ün S.D.II, s. 74 – 75)

Ölüm, insanın değişmez kaderidir; marifet unutulmamaktır.
(Atatürk’ten B.H., s. 13)

İnsan ve doğa
Doğa insanları türetti; onları kendine taptırdı da. Ancak,insanların dünyada yaşayabilmeleri için, onların doğa-ya egemenliğini de şart kıldı. Doğaya egemen olmasını bilemeyen yaratıklar, varlıklarını koruyamamışlardır. Doğa onları, kendi unsurları içinde ezmekten, boğmaktan, yok etmekten ve ettirmekten çekinmemiştir.
1935 (Atatürk’ün S.D.I1, s. 279)

İnsan, bütün tarih boyunca doğanın bazen tutsağı, bazen de egemeni olmuş ve bu hal insan toplumlarının uygarlıkta ilerlemeleri oranında gelişmiştir.
(Afetinan, M.K.Atatürk’ten Y., s.9)

İnsanlar sularda kaynaşıp çırpınan bir varlıktan bugünkü şekline geldi. İnsanın bugünkü yüksek zekâ, idrak ve kudreti, milyonlarca ve milyonlarca kuşaktan geçerek hazırlandı. Artık insan bugün, doğanın sonsuz büyüklüğüne ve doğa içinde kendi türünün yazgısına, gittikçe büyüyen bir irade ve bilinç ile bakıyor.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 267)

İnsanların kıt’alara dağılması
İnsanlar, büyük doğa olayları önünde göçler, akın yolları ile bu yeryüzü dediğimiz yıldızın her kıt’asına dağılmışlardır. Bu kıt’alardan kimine eski, kimine yeni denmiş. Bu deniş, hem bilgiden, hem bilgisizliktendir. Amerika, Kristof Kolomb keşfetti diye yeni dünya sayılmıştır. Fakat jeoloji olayları, Asya’dan, Alaska yolu ile veya daha başka yollarla, karanlık zamanlarda,ismi bilinmeyen kıt’aya geçişler olduğu, Maya uygarlığını ve İnkaları öğrendikçe, stepler ve Alaska geçitleri düşünüldükçe, Eskimo yüzleri ile ve tipleri ile kızılderili Hint insanları yüzleri ve tipleri incelenip araştırıldıkça, bu eski ve yeni dünya kavranılan, şüphesiz yavaş yavaş değişir! Kristof Kolomb’un keşfi, hiç şüphesiz ki çok büyük ve önemli olaydır. Fakat daha dünkü iş sayılır. Ondan çok ve çok daha önceleri vardır! Ne ise, biz oralara kadar dalmayalım, bırakalım bilginler araştırsınlar, incelesinler, gerçeği meydana çıkarsınlar.
(Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk T. ve D.K.H., s. 53 – 54)

Yaşam ve mücadele
Yaşam demek mücadele, boğuşma demektir. Yaşamda başarı, kesinlikle mücadelede başarıyla mümkündür. Buda, manevî ve maddî bakımdan kuvvete, kudrete dayanır bir niteliktir.
1920 (Nutuk 11, s. 434)

Dünya, insanlar için bir sınav meydanıdır. Sınav veren insanın her soruya pek uygun cevaplar vermesi mümkün olmayabilir. Fakat düşünmelidir ki, karar cevapların hepsinden doğan sonuca göre verilir.
1914 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 45)

Yolunda yalnız olmayacaksın; orada, aynı hedefi izleyen başkaları ile beraber yürüyeceksin. Bu yaşam yarışında, diğerleri, yetenekleri bakımından sizi geçebilirler. Bir başarı, elinizden kaçabilir. Bundan dolayı, onlara kızmayınız ve elinizden geleni yapmışsanız, kendi kendinize de kızmayınız. Asıl önemli olan başarı değil, çabadır. İnsanın elinde olan ve onu memnun eden ancak çabadır.
1930 (Afetinan, M.B. ve M.K.Atatürk’ün El Yazıları, s. 78; 542)

Kuşakların fikrî gelişimi
Yüksek düzeyde olan, kendi düzeyinden bilgi ve anlayışça aşağı olanı beğenmez. Fakat bu hal, aslında takdir ve özendirmeye lâyık görülmek gerekmez mi? Her yeni yetişen, kendinden eskisini beğenmeyecek kadar yükselirse, o zaman, ancak o zaman gelecek kuşaklar, birbirinden derece derece yüksek düzeyde bir yüksek kuşak oluşturabilir ki, insanın ilerlemesinin amacı da budur.
1918 (M .Kemal Atatürk’ün Karlsbad Hatıraları, Afetinan, s. 51)

Dünya nimetleri ve insan zekâsı
Allah dünya üzerinde yarattığı bu kadar nimetleri, bu kadar güzellikleri insanlar yararlansın, varlık içinde yaşasın diye yaratmıştır ve en son derecede yararlanabilmek içinde, bütün yaratıklardan esirgediği zekâyı, aklı insanlara vermiştir.
1923 (Atatürk’ün S.D.1I, s. 108)

Zekâ ve akıl hakkında
Bu dünyada her şey insan kafasından çıkar. Bir insan başının ifade etmeyeceği hiçbir şeyi düşünemiyorum.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 182)

Her şeyin kaynağı insan zekâsıdır.
(Falih Rıfkı Atay, 19 Mayıs, s. 41)

İnsanın vücudu bir kürsüdür; zekâ cevherinin koruyucu kabı olan başı, üzerinde taşımak için kurulmuş bir kürsü!…Çünkü esas zekâdır…
(Ruşen Eşref Onaydın, Atatürk’ü Özleyiş, s. 116)

İnsanların yaşamına, faaliyetine egemen olan kuvvet, yaratma ve icat yeteneğidir.
1930 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 270)

Akıl ve mantığın çözemeyeceği sorun yoktur.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 270)

İstek ve olanak
Dünyada insanların aklına gelen her uygun şeyin olmasına maddî olanak olsa idi, gerçekten bütün dünyanın genel manzarası başka türlü olurdu. Fakat, insanlar için her şeyi yapmakta maddî olanak bulunamaz.
1920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 82 -83)

Çeşitli görüşler
Ehven-i şer, serlerin en büyüğüdür*.
(Rükneddin Fethi Olcaytuğ, Atatürk Hakkında Düşünce ve Tahliller, s. 48)

Yaşamda daima ve çok ölçülü olmak gerekir.
(Hasan Rıza Soyak, Yakınlarından Hatıralar, 1955, s.10)

Manevî kuvvetler, özellikle bilim ve iman ile yüksek bir şekilde gelişir.
1922 (Atatürk’ün S.D.J, s. 223)

Neşeli olmayan insanlardan iki türlü şüphe edilir: Ya hastadır veya o insanın başkalarına bildirmek istemediği bir kuruntusu, bir derdi vardır.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 300)

Bilirsiniz ki, duygululuk denilen şey aklın, mantığın, düşünmenin çok üstünde bir kudrete, bir kuvvete sahiptir.
1925 (Atatürk’ün S.D.ll, s.227)

İnsanlar dünyaya alınlarında yazılı olduğu kadar yaşamak için gelmişlerdir.
1923 (Atatürk’ün S.D.1I, s.85)

Samimiyet ifade edilemez. O, gözlerden ve alınlardan anlaşılabilir.
1925 (Mustafa Selim İmece, Atatürk’ün Ş.D.İ. ve KS., s. 67)

Atatürk tarafından yazdırılmıştır:

Yaşayan her şey bazı izler bırakır. Biz, onlardan bir anlam çıkarabilecek kadar zeki isek, bu izlerin bizim için bir anlamı olur.
1937 (Afetinan, Atatürk’ün B.NM.S. 37)

Gözyaşları güçsüzlük belirtisidir.
(Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s.20)

İnsanları heyecanlandırmak değil, teskin etmek gerekir.
1920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 89)

Her manzara, insanın kendi ruhunun ve duygularının dürtüsüyle belirir.
1920 (Atatürk’ün S.D.I, s. 81)

Felâket başa gelmeden evvel, onu önleyecek ve ona karşı savunulacak önlemleri düşünmek gerekir. Geldikten sonra dövünmenin yararı yoktur.
1920 (Nutuk II, s. 463)

İnsanlar gariptir; bazen en akıllılarının bile, gerçeklerin açıklığı karşısında görüşleri temelsiz ve çürük olur.
1924 (Atatürk’le Konuşmalar, Mustafa Baydar. s. 94)

Geçmiş zaman ve geçmiş zamanın anıları, ölümsüz bir yaşama sahiptir.
1915 (Melda Özverim, M.K. ve C.L., s. 53)

Tarihsel olayların gidişi sırasında, bazen fizyolojik aksamalar önemli rol oynarlar. Doğa ya engel olur veya yardım eder.
1933 (Afetinan, Atatürk Hakkında H.B., s. 165)

Şu sevi



Öyle yaman
       Öyle ince
       Öyle sevecen 
       Öyle umutsuz
       Şu sevi
       Gün gibi güzel
       Zaman gibi kötü
       Zamansız gelirse
       Şu sevi öyle gerçek
       Şu sevi öyle güzel
       Öyle mutlu
       Öyle sevinçli
       Ve öyle alaycı
       Karanlıkta ödü kopan çocuk gibi
       Öyle sevinçli
       Geceleyin dingin bir adam
       Dört yana korku salan şu sevi
       Olur olmaz söyleten
       İçin için kemiren
       Pusu kuran şu sevi
       Gözledikçe
       Sıkışan yaralanan tepinen yadsınan
                unutulan yetinen
       Sıkıştırmamız yaralamamız yadsımamız
                unutmamız yüzünden
       Sevide var ne varsa
       Öyle canlı
       Günlük güneşlik
       Seninki 
       Benimki
       Tanrının günü
       Yepyeni
       Değişmez
       Bitkiden daha gerçek
       Kuştan daha titremekli
       Yazdan daha canlı daha sıcak
       İkisi de elimizde
       Gidip gelme
       Unutabilir
       Sonra uyuyabiliriz Uyanabilir acı çekebilir yaşlanabiliriz
       Gözümüzü kapayabiliriz
       Ölümü düşünebiliriz
       Gençleşebiliriz
       Sevimiz
       İnatçı eşek örneği 


Sevgili Bedenim


En son konuşmamızın üstünden çok zaman geçti ve seni özledim. Seninle tekrar muhabbet etmek içimde nasıl da garip bir his uyandırıyor, sanki uzun zamandır ziyaret etmediğim eski bir dost gibisin. Sanki seninle temas kurmanın hasretini çekmiş ve seni acilen bu satırlar vesilesiyle görmek istemişim.

Hayat o kadar hızlı akıyor ki seninle bilinçli bir şekilde beraber olabilmek için zamana ihtiyacım var. Orada olduğunu biliyorum, her hareketimi ve her düşüncemi sana borçluyum. Fakat yine de bazen uzaktaymışsın gibi hissediyorum. Sanki aklım kendi başına çalışmış ve onu destekleyen fiziksel bir beden yokmuş gibi.

Bunun için seni suçlamıyorum, fakat suçluyorum da çünkü biz biriz. Sen endişeyle adımı bağırdığında kulaklarım sağırmış gibi davranmamın sorumlusu benim ve sensin de. Sınıra dayanana kadar tekrar birbirimize bakmayı bırakmayan biziz.

Bazen yabancı olsan da seni hissediyorum

Fakat seni duymadığımı düşünme. Bu feryatlarının kulağıma gelmediğini de düşünme çünkü bu doğru değil. Seni duyuyor ve hissediyorum ancak bazen seni görmezden geliyorum. Bunun için beni suçlama, aynısını sen de çoğu kez bana karşı yaptın, biliyorum. Konuşurken dikkate alınmamanın ne kadar sinir bozucu olduğunu ikimiz de biliyoruz.

Üstü kapalı mesajlarından kaba mesajlarına kadar hepsi, halledilmesini istediğim zaman dikkatimi çekiyor. Adımlarımı sen belirliyor olsan da, beraber olmamız için doğru zaman ve doğru yere karar verirken son sözü söyleyen benim.

Bunun seni üzdüğünü biliyorum. Daha fazlasını istediğini de biliyorum, ben de bunu istiyorum. Seninle baş başa kaldığımız zamanın özlemini çekiyorum, fakat bu ilişkide ikimizden biri sınırları belirlemeli.

Senin için bir zaman ve bir yer var

Umutsuzluğa kapılma. Arada sırada birbirimizi anlamakta güçlük çeksek de birbirimiz olmadan bir hiçiz. Ancak birlikte olursak zirveye ulaşabiliriz. Beni yarı yolda bırakma çünkü ben olmadan sen bomboşsun; sen olmadan da benim elim kolum bağlı. Sana randevu vermek zor, sıkı bir programım var, fakat sonsuz sabırlı sen, zamanın elleri saatin tik takları arasında sesinin yankılanmasına şans tanıyana kadar beni bekle.

Zor olsa da o an geldi. Samanlıkta iğne arar gibi zorlu bir arayışın ardından gelen bu anı bekliyorduk. Samanlıktaki iğnenin ait olduğu yere koyulması ve tekrar samanlıkta kaybolmaması gerektiğini bilerek bu anın tadını çıkarmak…

Sen bana bakarsan ben de sana bakarım

Artık zamanı geldiğinde ve sonunda yalnız kalabildiğimizde kendimiz olmaya başlarız. Giysilerini çıkarırsın ve ben, saatlerce kafamı meşgul eden düşüncelerimi bertaraf edene kadar bu şekilde kalırsın. Sadece sen ve ben varız. İletişimi kesintiye uğratan örtülerden uzak ve çıplak. Eğer benimle konuşursan sana cevap veririm. Eğer bana bakarsan ben de gözümü dikerim. Sonunda tüm ihtişamınla seni hissederim.

Ensenin yumuşak dokunuşundan denizin sakinliğini gıdıklanarak bozan baldırlarına kadar. Hiçbir parçan beni kaybetmek istemiyor ve şimdi en ufak köşesi bile keşfedilmeye değer, sanki ilk defa keşfediliyormuşçasına.

Biz birlikteyken harikayız

Bir patlama yanardağ için ne ise sen de benim hayatım için öylesin. İlk başta sakin, herşey sessiz görünür. Her vadide durmak ve hislerimizin bize verdiği imkanların tadını beraber çıkarmak için vaktimiz var.

Gürültü ve sıcaklık artışı bir hareketlilik olduğunu gösteriyor; yanardağının faal ve görünen sakinliğin yalnızca bir ilüzyon olduğunu. Sıcaklık ve dünyanın hareketinin yükselen aciliyeti, taşları lava çevirecek doğal patlamanın geleceği konusunda bizi uyarıyor.

Çünkü konuştuğumuz zaman birbirimizi anlıyoruz ve anladığımızda da sonuç büyüleyici oluyor. Bir beden ve dolu bir zihin gibi, patlama anındaki yanardağının olay yeri gibi. Birlikte olduğumuzda harikayız ve birimizin tek başına başaramadığını beraber başarabiliriz.

Sevgili bedenim, benim için bir zevkti

Sevgili bedenim, sana daha sık yazacağımın sözünü veremem, seni arka plana atmaya bir son vereceğimin bile. “İstiyorum” ve “Yapamam”ların, “Yapardım ama bugün pek yapasım yok”ların içinde yine kendimizi kaybeymeye devam edeceğiz.

Ancak bir zaman gelecek ki kendimize bakacak ve kendimizi dinleyeceğiz. Belki de bu, söylediğimiz onca şeyden sonra beklediğimizden daha erken olacak ve biz farkında olmadan aynı bilinç altında tekrar bir araya geleceğiz.

Bu satırlar için bana teşekkür etmene gerek yok, benim için bir zevkti.

aklinizikesfedin.com

Muamelat ve Ukubat


Öğretmen Cemil Kılıç: Din dersindeki müfredat ile şeriat eğitimine geçiliyor

Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders müfredatında artık “Muamelat ve Ukubat” adlı bir ünite de yer alacak. Bunun şeriat eğitimi anlamına geldiğini vurgulayan Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi Öğretmeni İlahiyatçı Yazar Mustafa Cemil Kılıç sosyal medyada yazdığı bir yazı ile müfredata tepki gösterdi.

“Muamelat ve Ukubat, İslam Fıkhında/hukukunda çok önemli bir yer tutuyor. Muamele sözcüğünün çoğulu olan Muamelat; kişisel, toplumsal ve yönetsel fiillerin İslam devletindeki /Şeriat düzenindeki hukuki mahiyetini ifade eder. Ukubat ise şeriata göre suç kabul edilen eylemlere / fiilere verilecek cezaları ifade eder. Daha açık bir ifadeyle Muamelat; ibadetin dışında kalan hukuki tasarruflar, akitler, suç, ceza ve benzeri hükümlerdir. Bunlar; ferdin fertle, ferdin toplumla veya toplumların birbiriyle olan ilişkilerini düzenleyen kurallardır. Muamele hükümlerini Aile, Medeni, Ceza ve Kaza hükümleri olarak ayırmak mümkündür.”

MÜFREDAT ‘ÜMMET TOPLUMU’ PROJESİ OLARAK HAZIRLANMIŞ

Kılıç, “Milli Eğitim Bakanlığımız, artık Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinde çıtayı son derece yükseltmiş durumda. Uzun yıllardır özellikle Alevilerin Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerine yönelik tek mezhepçilik ve dayatmacılık konusundaki şikayetleri ve bu husustaki AİHM kararları hiç dikkate alınmadığı gibi şeriat eğitimine de geçilmiş bulunmaktadır. Artık okullarımızda öğrencilere şeriat eğitimi verilecektir.
Müfredat yenileme çalışmaları kapsamında Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi dersleri dışındaki seçimli dini derslerin yeni müfredatına egemen olan terminolojinin de zaten ümmet toplumu projesi doğrultusunda hazırlandığı görülüyor” ifadelerini kullandı.

“DİN DERSİ MÜFREDATI LAİK HUKUKA DARBE VURMAYA HAZIRLANIYOR”

Buna göre öğretilecek kavramlar olarak; fıkıh ( İslam Hukuku / Şeriat ), riba (faiz), edille-i şeriyye (Şerî deliller), cihad, fetih, talak (şeriata göre boşama) vb. sözcüklerin olacağını söyleyen Kılıç, “Hasıl-ı kelam artık öğrencilerimiz bu derslerde, şeriata göre el kol kesme cezası, kısas cezası, diyet, recm ve sopa vurma cezasını, evlilikte eş sayısını, şeriata göre eş boşamayı (talak) öğrenmeye başlayacaklar. Evet; yeni Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi ders müfredatı laik hukuka ağır bir darbe vurmaya hazırlanıyor” dedi.

“LAİKLİĞİ EĞİTİM YOLUYLA BİTİRİYORLAR”

Bunun anayasal bir suç olduğunu ifade eden Kılıç sözlerini şöyle sürdürdü:

“Cari anayasayı çiğnemektir. Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi derslerinin en azından literal / yazılı manadaki amaçlarına taban tabana zıttır. Zira bu dersler ilgili kanun ve yönetmeliklerde Türk Milli Eğitiminin amaçları bağlamında laikliği güçlendirici mahiyette olmak zorundadır. Ama artık bırakın güçlendirmeyi açıkça laik hukuka darbe vurmayı hedeflemeye hazırlanıyor. Gerçekten bu büyük bir sorundur. Laikliğin fiilen ve hukuken bitirilmesinin zemini eğitim yoluyla inşa ediliyor.”

Kılıç, bu sürecin başarıya ulaşmasının laik toplum kesimlerinin bir süre sonra yani gayrimüslim statüsüne alınması anlamına geldiğini vurguladı. 


Religion


29 Temmuz 2017 Cumartesi

Fîhi Mâ Fîh


Ne varsa içindedir. 




Theo'ya Mektuplar






ANISINA... 
ne zaman tanımlanamayacak,anlatılamayacak kötü bir perişanlık imgesiyle karşılaşsak -yapayalnızlık,yoksulluk,elem,herşeyin sonu ya da en aşırı ucu-kafamızda tanrı düşüncesi uyanıyor.hiç değilse bende böyle oluyor bu..

Sevgi insan olmaktır


Bir Polanya filminde Nazi dönemi anlatılıyordu. Nazi komutanı güzel bir evi komutanlık merkezi yapmıştı. Evin güzel sahibesi üst kata çıkmıştı ve az görünüyordu. Komutan bu kadına âşık olduğunu anladı ve aralarında şöyle bir konuşma geçti:
- Madam, aşkımız beni zayıf düşürüyor.
- Hayır komutan, sevginiz sizi insan yapıyor. İnsan ruhu da doğanın bir parçasıdır ve doğa gibi boşluk kabul etmez. İçinde sevgiyi barındıramayan insan nefretle dolar ve insanlıktan uzaklaşır. Nefret etmeden birine kötülük yapamazsınız. Nefret etmeden birini öldüremezsiniz. Nefreti içinde barındırmak isteyen insan önce kendisinden nefret etmek zorundadır. İçinde nefreti yaşatan insan yüreğindeki sevgiyi kovmuştur. Artık onu bulması çok zordur ve bunun ağır bedelini ödeyecektir. Sevgisizlik ağır bir yüktür ve insan bundan kurtulmak için çok kötü şeyler yapar. Acımak sevgi değildir, üstünlüğün kabulüdür. Hoşgörü sevgi değildir, istemediğine katlanmaktır. Bağımlılık sevgi değildir,gereksinmenin karşılanmasıdır. Sevgi, değer vermesini bilmektir. Sevgi,yaşama hakkını kabul etmektir. Sevgi, varolmaktan kıvanç duymaktır. Sevgi, birlikte olmaktan sevinç duymaktır. Sevgi, eşitliğin duyumsanmasıdır. Sevgi, bütün yapay ayrımların hayattan çıkarılmasıdır. Sevgi, bilinçtir. Sevgi, insan olmaktır. 


Bırakın bugününüz, geçmişi anılarla, geleceği ise özlemle kucaklasın.

Dün, hayat çemberinde düzensizce ürpererek dalgalanan bir zerre olduğumu hayal ettim. Oysa bugün kesinlikle biliyorum ki çember benim ve hayat bütünüyle düzenli zerreler halinde benim içimde hareket ediyor.

Sen duyduklarına inanıyorsun. Söylenmeyenlere inan.. Çünkü insanın sessizliği sözcüklerinden daha yakındır gerçeğe.

İnsanın hakikati sana gösterdiğinde değil, göstermediğindedir.bundan ötürü onu tanımak istersen onun dediklerine değil demediklerine kulak ver.

Doğa, hoşgeldin diyen kollarıyla uzanır bize ve onun kadınsı güzelliğinden haz almaya çağırır bizi; ama biz onun sükunetinden ürker, kalabalık kentlere akın ederiz ve orada tıpkı vahşi bir kurdun önünden kaçışan koyunlar gibi birbirimizi sıkıştırarak yaşarız.

Bir şeyi elde etmek istiyorsan, onu kendin için isteme.

Arzu hayatın yarısıdır kayıtsızlıksa ölümün.

Gariptir ki doğrularımızdan daha güçlü bir şekilde yanlışlarımızı savunuruz.

Kin bir kadavradır. Hanginiz mezar olmak ister?

Bir tür kavuşmadır hatırlayış;unutuş, bir tür özgürlük.

Yalnızca sevgi ve ölüm her şeyi değiştirebilir.

İnsanın hayali ile elde edişi arasında yalnızca tutkusunun aşabileceği bir mesafe bulunur.

İnsanın değeri ulaşmak istediğiyle ölçülür, ulaştığıyla değil.

Bir düşünceyle sarhoş olan kimse en bayağı bir şekilde bile onu ifade etmeyi hakiki şarap sanır.

Uygun fırsatları kullanmayı öğrendiğinde mizahı da öğrenirsin.

Söylediklerimin yarısının anlamı yok. Ancak bunları sana, diğer yarısının anlamı tamamlansın diye söylüyorum.

Kelimeler zamanın zincirleriyle bağlanamazlar.

Konuşacağın ya da yazacağın vakit sana yaraşan, bu hakikati gözünün önünde bulundurmandır.

Şair tahtından edilmiş hükümdar. Oturmuş sarayını külleri arasına, külden bir saray yapıyor.

Şiir, çokça sevinç, ızdırap ve hayrettir;biraz da söz.

Düşünce daima şiirin yol üzerindeki engeldir.

Dostluk daima hoş bir sorumluluktur; benciller için bir fırsat değil.

Kirli ellerini elbisene silen kimseye ver gitsin elbiseni. Ona ihtiyacı olabilir. Seninse olmayacak.

Sanat eseri kalıba dökülmüş sistir.

Aslında hiç kimseye hiçbir şey borçlu değilsin. Herkese her şeyi borçlusun.

Neden bazı insanlar sizin denizinizde yaşayıp, dereleriyle övünüyorlar.

Anlayışlı olan beni anlayışlı, aptal olan ise aptal bulur. Bence ikisi de haklıdır.evet, bir nirvana var; o, köyunlarını yeşil bir otlağa yaymanda, çocuğunu uyutmanda ve şiirinin son dizesini yazmandadır.

Yanlışlarımızı doğrularımızdan daha büyük bir coşkuyla savunmamız ne gariptir!

Hazzınız, ıstırabınızın maskesiz halidir. Ve kahkahanızın yükseldiği aynı kuyu, sık sık gözyaşlarınızla dolar.

Aşkı konuşmak için dudaklarımı kutsanmış ateşle temizledim, ama hiçbir sözcük bulamadım.

Bugünün acısı, dünün hazzının anısıdır.

İhtiyaç korkusu da, ihtiyaçtan başka bir şey değil midir.

İki kadın konuştuğunda hiç bir şey söylemezler. Bir kadın konuştuğunda bütün bir hayatı açıklar.

Eğer biri sana gülerse ona acıyabilirsin; ama sen ona gülersen kendini asla bağışlama.

Baskıya başkaldırmayan kişi kendine karşı adaletsizdir.

Bana susmayı ver, gecenin hücumlarına meydan okuyayım.

Kulağa gelen müzik tekse de, onu oluşturan notalar farklıdır.

Bilmen gerekenlerin sonuna ulaştığında, duyumsaman gerekenlerin başında olacaksın..

Biri sana kötülük ederse unut, ama sen birine kötülük edersen hiç unutma

Siz konuştuğunuzda, düşüncelerinizle barış içinde olmayı terk edersiniz.

Tek doğruyu buldum’ değil, bir doğruyu buldum’ deyin

Biz sevinçlerimizi ve hüzünlerimizi onları yaşamadan çok önce tercih ederiz.

Ve deliliğimde hem özgürlüğü hem güvenliği buldum; yalnızlığın özgürlüğü ve anlaşılmazlığın güvenliğini, bizi anlayanlar bizden bir şeyleri tutsak ederler çünkü.

İnsanlık ezel ve ebed denizine dökülen ışıktan bir ırmak.

Eğer kış,baharı yüreğimde saklıyorum deseydi, ona kim inanırdı.

Aşk ve şüphe bir arada bulunmaz.

Çünkü kişi, ölçüsüz ve sınırsız bir deniz gibidir.

Misafirler olmasaydı, evlerimiz mezara dönerdi.

Yüreğimdeki mühür kalbim kırılmadan çözülebilir mi?

Kalbiniz gecelerin ve gündüzlerin sırrını sessizce bilir. Ancak kulaklarınız, kalbinizin bilgisini işitmek için deli olur.

Bana “seni anlamıyorum” demen, haketmediğim bir övgü, haketmediğin bir yergidir.

Her erkek iki kadına aşık olur. Biri hayallerinde yarattığı diğeriyse henüz doğmamış olandır.

Hakikat iki kişiye muhtaçtır: biri, onu dillendiren; diğeri onu anlayan..

İnsanlar arasındaki bir cenaze töreninin, melekler arasında bir düğün şenliği olmadığını kim bilebilir ki?

Beşeri kanunları yalnızca iki kişi çiğner: deli ve dahi.

Sırtını güneşe çevirirsen gölgenden gayri bir şey göremezsin.

Saatlerin fısıltısı müziğe dönüşür; bir ney gibi olursunuz kalpten çalıştığınız zaman. Ve nedir aşk ile çalışmak? Yar giyecekmiş gibi dokumaktır bir kumaşı, nakış işler gibi kalpten.

Öğretilerin çoğu pencere cami gibidir. Arkasındaki gerçeği görürsün, ama cam seni gerçekten ayırır.

Bana kendini tanısaydın bütün insanları tanırdin diyorlar. Ben de onlara diyorum ki: bütün insanları tanıyana dek kendimi tanıyamam.

Her tohumda bir tutku gizlidir.

Bir elmanın yüreğinde gizlenen tohum görülmez bir elma bahçesidir. Ama bu tohum bir kayaya rastgelirse ondan hiçbir şey çıkmaz.

Dostunuz sizin sevgi ektiğiniz, şükran biçtiğiniz tarladır. Dost size kendi fikrini anlatınca içinizden gelen hayır veya evet’i esirgemeyiniz. Dost susunca, kalbiniz onun kalbini dinlemeye devam etsin.

Güzellik bütün bir hayatımız boyu aradığımız yitiğimizdir.

Gerçek güzellik bir erkekle bir kadın arasında var olabilen ve aşk adı verilen ruhsal ahenkte yatar.

Şafağa ancak gecenin yolunu izleyerek ulaşılabilir.

Öğrenimsiz akıl sürülmemiş tarlaya benzer.

İnci, kum tanesinin etrafına ızdırabin ördüğü mabeddir.

Hakikate kulak veren, hakikati dillendirenden daha basit değildir.

Sözcüklerin dalgası hep üstümüzde olsa da, derinliklerimiz daima dinginliğini korur.

Kişinin hayal gücüyle, düşlerinin gerçekleşmesi arasındaki mesafe, yalnızca onun yoğun isteğiyle aşılabilir.neşeli yüreklerle birlikte neşeli şarkılar söyleyen kederli bir kalp ne kadar yücedir.

Geceyi delerek uçan küçük bir kuş gibi, yaşar ruhum; hızlandıkça uçuşu, daha da yakınlaşır şafak.

İnsanın hayali ile elde edişi arasında yalnızca tutkusunun aşabileceği bir mesafe bulunur.

Hayret etmek bilginin başlangıcıdır.

Gevezeliği bilgi, susmayı cehalet ve yapmacıklığı sanat zannedenlerden uzağım!

Dostum göründüğüm gibi değilim. Görünüş, sadece giydiğim bir elbisedir.

Yoksa, ne çiçek açan ne de meyve veren bir ağaç mı olsaydım; çünkü verimli olabilmenin sancısı, kıraç olmaktan ağırdır; ve eli açık zenginin çektiği acı dilencinin sefaletinden beterdir.

Dostluk daima tatlı bir sorumluluktur; asla bir fırsat değildir.

Gerçekten büyük insan odur ki, ne yönetir ne yönetilir.

Bana kulak ver ki, sana ses verebileyim.

Esin daima şarkı söyler; asla açıklamaya çalışmaz.

Toprağın neresini kazarsan kaz, bir define bulacaksın. Ancak bir çiftçinin inancıyla kazmalısın.

Hakikat parçalanamaz.

Yalnız açığa çıkan ışığı görebiliyorsan, yalnız söylenen sesi duyabiliyorsan, ne görebiliyorsun, ne duyabiliyorsun.

Bir tür kavuşmadır hatırlayış, unutuş bir özgürlük.

Dünya kuruldu kurulalı bilinir: aşk, derinliğinin farkına, ancak ayrılık saati gelip çattığında varır.

Gariptir ki, kimi zevklerin tutkusudur, acılarımızın bir kısmını oluşturan.

Meşe ile çınar birbirlerinin gölgesinde büyümez.

Kıskancın suskunluğu çok gürültülüdür.

Her tohum bir özlemdir.

Bir adam bir düş gördü ve uyandığında yorumcuya giderek düşünü kendisi için yorumlamasını istedi. Yorumcu adama dedi ki, bana uyanıkken gördüğün düşlerle gel ki anlamlarını söyleyebileyim. Ama uykunun düşleri ne benim bilgeliğime aittir ne de senin imgelemine.